AŞIK İHSANİYİ TANIYALIM
İşte böyle anlatıyor, Aşık İhsanı yaşam hikayesini. Ama bununla da bitmiyor. Çünkü yoksulluk, çaresizlik onunla yoldaş olmuştur, bir türlü peşini bırakmaz. Yoksulluktan daha bela, başlarında, Kel Ağa ile Şeyh vardır. Bela ki böylesi hiç görülmemiş. Köylerinin üstüne kara bir bulut gibi çökmüş, köylüye aydınlık yüzü göstermeyen.
Aşık ihsanı de büyük bir okuma aşkı vardır, fakat
bu aşkın karşısında da aşılması güç bir ağa ve şeyh belası vardır. Şeyh din,
iman korkusuyla ağanın emirlerini köylüye dikte eder. Yoksul köylü çocuklarının
okula gidememeleri de ağanın şeyhe uygulattığı emirlerinden biridir. Çünkü ağa
köylünün uyanmasından yana değildir. Uyanan halkın ne yapacağını iyi
bilmektedir. O nedenle şeyhin aracılığıyla, cennet, cehennem korkusu veya
vaatleriyle halkı uyutmakta ve çocuklarının okumasını engellemektedir. Okula
gidenin kafir olduğunu, cehennemde yanacağını söyleyip, yoksul halkı sindirip,
cehalete, karanlığa itiyorlardı. Ama Aşık İhsanı bunlara içten içten gülüp
geçiyordu. Duymazlıktan geliyordu. Mahallelerinde ki zengin çocuklarının
gittiği okulun yanından geçerken, hep onlardan biri olmayı düşünüyordu. Fakat
olamıyordu. "Yine bir gün tezek toplamaya giderken, torbayı anasının
üzerine attığı gibi kaçtı, ama kimse ona sahip çıkıp okula yazdırmadı" Bu
karşı çıkışından dolayı, o gün en korktuğu da başına gelir. Şeyhin müridi onu
oradan alıp, şeyhin huzuruna çıkarır, İhsanı ömründe ilk defa orada çok korkar.
İçinde bir nefret tohumu o gün yeşermeye başlar. Bu nefret, öyle nefrettir ki,
feodal toplum yapısının, toprak ağaları ve din adına sömürgecilik yapan
Şeyhlere ve müritlerine karşı başkaldırıp, mücadele etmesini, başlatmış olur.
Ve sonrasında aşık İhsani' yi, 1960' ların açık
sosyalist partisi Türkiye işçi partisinin (TİP) içinde gördük, artık o işçi
sınıfı içinde fiili olarak yerini almış, işçi sınıfının kurtuluşu için çalıp,
söylüyor, mücadelesini veriyordu. Parti içindeki çalışmalarıyla da her geçen
gün sınıf bilincini de artıyordu. Sınıf bilinci arttıkça,
emperyalizme-kapitalizme olan kini de artıyordu. Bu kinin verdiği hızla halkın
karşısına geçip, türküleriyle, şiirleriyle sınıf bilincini aşılıyor, emek
sermaye çelişkisini anlatıyordu. Bunda da çok başarılı oluyordu. Çünkü her
toplantısı, verdiği her konseri on binleri, yüz binleri buluyordu. Statları,
kapalı spor salonlarını doldurmayı başarıyordu. O, artık işçi sınıfının yegâne
ozanı olmuştu.
1960 ile 1980'lerin en baskıcı dönemlerinin hiç
susmayan sosyalist ozanı, işçi sınıfının grevlerinde, mitinglerinde, bir
Mayıslarda meydanları gümbür gümbür sallayan, yönetenleri kaygıya düşüren
sınıfın güçlü ozanı Aşık İhsani.
Ve bundan sonra o: "Sorumluyum ben çağımdan/Düz ovamdan dik dağımdan/Sömürgeyi torağımdan/Sürene dek yazacağım." Diyor. Ve gerçekten çağının sorumluluklarını, işçi sınıfına sunduğu katkılarıyla yerine getirmeye çalışmıştır. Ve bu şiirinden dolayı sosyalizm propagandası yaptığı gerekçesiyle cezaya çarptırılmıştır. Tutuklu olarak yargılanmıştır.
Yine peşinden, 1970 yılında doldurduğu üç dert ve
dağdan indim düze adlı plaklarında emniyeti küçük düşürücü, alaya alıcı sözler
bulunduğundan cezaya çarptırılmış, bir sene ağır hapis, 500 lira da para cezası
ile 6 ay süreyle Bursa iline sürgün edilmiştir.
Bunlar yetmiyormuş gibi yazacağım adlı şiir kitabı
Türkiye'nin her yerinde yok satarken, kitabı, İstanbul 6. asliye ceza
hâkimliğince komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle toplatılmıştır. İhsanı
usta da bir süre yine ceza evinde kalmış ve tutuklu olarak yargılanmıştır.
Kısacası, İhsanı ustanın her hangi bir geceye katılması bile suç sayılıyor, bu
gecelerde okuduğu şiirlerden ve yaptığı konuşmalardan dolayı sürekli mahkemeye
veriliyordu. Ama Aşık İhsanı tüm bu olumsuzluklara karşı mücadelesine yılmadan
devam etmiştir.
Aşık İhsanı, yukarda bahsettiğim gibi sosyalist
düşünceyi savunuyordu, onun içinde, o günün sosyalizmi savunan Türkiye İşçi
Partisi (TİP) den milletvekili olmak onunda hakkıydı. İhsanı ustada buradan
yola çıkarak 1968 de İstanbul'dan TİP milletvekili adayı oldu, ama kazanamadı.
Fakat bundan sonra üzerindeki baskılarda artmış oldu. Yani, sosyalist düşünceyi
savunmak, işçi sınıfına yakın durmak Aşık İhsanı' ye suç olmuştu. Onun için
kendine 1974 de Ecevit hükümeti tarafından pasaport verilmemiştir. Yurt dışına
çıkmak, Almanya da Türk işçilere konser vermek istemesi engellenmişti.
Böylelikle insanlık hakları kısıtlanmıştır. Günümüzde olduğu gibi, 1974 yılında
da devleti dolandıranlara, asalaklara, çetelere her türlü kolaylık sağlanırken,
Halkının ozanı İhsanı ustaya halkını ve işçi sınıfını çok sevdiği ve
kapitalizme karşı şiirler yazdığı için dışarı çıkma yasağı konmuştur. Bu
topraklarda vatan sever olmak için devleti dolandıracaksın, çete kuracaksın
yada 6. filoyu yurda koyacaksın. Bunlardan hiç birini İhsanı usta yapmadığından
böyle çağ dışı uygulamalara maruz kalmıştır.
Aşık İhsanı'nın toplumcu şiirle gürleyen sesi,
binlerce yıllık halk şiirinin en modern, en güçlü sesidir. Aşık İhsanı bu
çıkışıyla kimi sosyalist geçinen burjuva aydınları tarafından eleştirilip
karalansa da, bu yersiz ve mesnetsiz eleştiriler, İhsanı ustanın güçlü sözleri
karşısında etkisiz kalmıştır.
Aşık İhsanı, ardı arkası kesilmeyen devrimci söylemlerle sarsılıp duran 20.yy toplumunun öncülerinden, bunların başta gelen ozanlarından biridir. Bu öyle bir ozan ki egemen sınıflar karşısında köleleşmiş, iniltiden başka bir sesi kalmamış olan devlet yanlısı, sözüm ona ozanları da kaldırıp atmış, onun yerine dünya işçi sınıfının mutluluğuna adanmış devrimci anlam taşıyan bir ses getirmiştir. Şöyle ki:Özgür düşüncede arınmış günde/Teknik bilim savaşında en önde/Kökü kanlı toprakların üstünde/Yedi açan kızıl gülde biz varız/Öküzü sabanı duvara asan/Ağayı patronun üstüne kusan/Makineye geçip düğmeye basan/Cıvıl cıvıl köyde ilde biz varız. İhsanı ustanın bu örneklerini çoğaltabiliriz.
Aşık İhsanı'nın devrime ve sosyalizme olan inancı
sadece sözde değil pratik dede görülmüştür. Bir örnek:1969 yılında Amerika'n 6.
filosunun İzmir'e girişini engellemek için Mahir Çayan' larla protesto
eylemlerine katıldı ve tutuklandı. Tutuklu kaldıkları yer öyle insanlık dışı
bir yerdi ki, oraya atfen, daha sonra devrimcilerin dillerinden düşmeyip marş
haline gelen şu şiirini yazdı.
İzmir bura kordon boyu/Üç kişi bir
tabuttayız/Suçumuz ne bilmiyoruz/Üç kişi bir tabuttayız/Altımız taş üstümüz
taş/Ayaklar su içinde yaş/Sancı bastı yavaş yavaş/Üç kişi bir tabuttayız.
1960 ile 1970 yılları arasında, Aşık İhsanı' in
halk şiirinde ki çıkışı o dönemin köşe yazarları, eleştirmenleri ve
aydınlarının da gözünden kaçmadı. İhsanı' in halk şiirin de yeni bir çığır
açtığını, yazdıkları köşelerinde şu sözlerle ifade ederler. "Aşık İhsanı,
halk şiirinde ki yeniliği ve söyleyiş tarzıyla "sosyal adaletçi aşık"
sıfatıyla köy ağalarına olduğu gibi şehir ağalarına da ver yansın ediyor."
(milliyet) "Aşık İhsanı, bizim için çok önemli noktaya gelmiştir.
Kıpırtısız bir yakınma yoluna girmeyip, toplumsal savaşın bir düzeni değiştirme
savaşı olduğunu bilen, bildiren, bambaşka bir aşık olarak ortaya
çıkmıştır." (yön)
" Aşık İhsanı' in şiirleri başından sonuna
kadar toplumsal sorunlara değinen, adaletsizlikleri yeren ve daha bir mutlu
dünya, ağasız bir dünya isteyen eserlerdir." (imece dergisi)
" Aşık İhsanı' in hiç tahsil görmemesine
rağmen Türkçeyi ne kadar güzel kullandığını ve Anadolu emekçileriyle,
ırgatlarını ne kadar güzel dile getirdiğini anlamamak için kör olmak
lazım…" ( kirpi dergisi)
" Aşık İhsanı' in şiirleri, Anadolu da haksız,
adaletsiz, insafsız, ölçüsüz ne varsa değişmesini isteyen, acıları ve dertleri
yaratan kişilere yaman silleler atan eserlerdir." (Kim dergisi)
Kimi aydınlarımız korkusuzca yükselen bu sese burun
kıvırırken, kimileri de Aşık İhsanı' in bu çıkışının büyük bir ses getireceğini
sezmişlerdir ve bu açıklamaları yapmayı uygun görmüşlerdir. Doğrudur.
Aydınlarımız yanılmadılar. Aşık İhsanı hep aynı doğruda, yani halkından
kopmadan, halkının yanında kalmayı başardı. Zaman nasıl gelirse gelsin onu
değiştiremedi. Geri adım attıramadı. Bundan dolayı da 1974 yılında Ecevit
hükümeti dışarı çıkma yasağı koyarak pasaport vermeyip, Avrupa ülkelerinde
konser vermesini engelledi. Ama onun ünü tüm engellemelere rağmen ülke dışına
çıkmayı başardı. İhsanı' in bir günlük yaşamını anlatan "Anadolu
şiirleri" adlı film Fransa da ödül kazandı. Bu da Aşık İhsanı' nin nezdin
de, İhsanı gibi düşünen ozanların yapıtlarına verilen bir başarı veya
yenilikti.
Aşık İhsanı, Cumhuriyet dönemi halk şiirine bir
vurgu, bir kavga, bir savaş getirdi. Yani, Osmanlı döneminde Pir Sultan ile Koç
Köroğlu' un başkaldırışını, kavgasını, Cumhuriyet dönemi halk şiirine taşıdı.
Çağdaşı ozanlara da yeni bir yol açmış oldu.
Onun şiirin de ezilenin yanında ezene karşı verilen
bir mücadele, hırsıza hayduda karşı verilen bir kavga. Bu kavga insanlığın ve
insan olmanın onur kavgası idi. Aşık İhsanı hiçbir zaman devletçi olmadı,
olanlarında karşısında oldu. Onun içindir ki hep kovuşturmalara, tutuklanmalara
ve hapis de yatmalara maruz kaldı. Kimi kendine halkın ozanıyım diyen baykuşlar
devletten maaş alıp kendini devletin himayesine sokarken, Aşık İhsanı,
halkından kopmayıp, işiten kulağı, gören gözü olmaya çalışıp sazıyla sözüyle
yanlarında oldu. Ve bu yolda da asırlar sürecek bir çığır açtı. ( Pir Sultan
misali)
Evet Aşık İhsanı'nın sanatı ve yaşamı yukarıda
söyledikleriyle bir birini bütünler durumdadır. Çünkü hep ezilen ve sömürülen
işçi sınıfı için yeni şeyler üretmenin zorunluluğu içinde olmuştur. Yaptığı
sanatın kaynağını da ezilen ve horlanan işçi sınıfından almıştır. Birileri
gibi, işçi sınıfının sorunları yığılıp kalmışken, ya da işçi sınıfının
sömürüldüğü bir sistemin içindeyken, gül ile bülbül veya toprakla uğraşmamıştır.
Hiçbir zaman burjuvadan ilham almamış ve onların isteği doğrultusunda şiir
yazmamıştır. Aşık İhsanı salt ve yalın işçi sınıfı için gerekli olanı
söylemiştir. Ha bunu yaparken de kimseden direktif almamıştır, kendi içinden
geldiği biçimde konularını seçip gün ışığına çıkarıp, yönetenlerin ve halkı
ezenlerin kafalarına bir çivi gibi çakmıştır.
Hatta, Aşık İhsanı'nın bu denli bilinçli ve düzenli
çıkışını takip eden bazı yazarlarımız ona şöyle deme yanılgısına düştüler.
"Okul yüzü görmeyen bir kişi bu denli vurgulu ve etkili şiir üretemez.
Buna Sovyetlerden yazıp gönderiyorlar oda söylüyor." Fakat işin aslı böyle
değildi. İşin özünü araştırıp takip ettiler ki gerçekten yanıldıklarının
farkına yine kendileri vardılar. Çünkü yazanda söyleyende Aşık İhsanı idi.
Bunun bir okur yazar meselesi olmadığını anladılar ve sınıf ve toplum
bilincinin neler yaptırdığını da kavramış oldular. Çünkü bu bir inançtı (tanrı
kavramı değil) işçi sınıfına olan bağlılığı ve sosyalizme olan inancı idi.
Bütün benliğiyle sınıfına bağlılığıydı. Onurlu yaşama giden yolun buradan
başladığını fark etmekti. Yukarıda ilhamını işçi sınıfından alıyordu derken;
ezilen halkların ve ezilen sınıfların ideolojisi olan sosyalizmden
bahsetmiştim. Bu felsefede Aşık İhsanı'nın özüne işlemişti. Yazdığı her satırda
söylediği her dizede ondan bahsediyor ondan çalıp söylüyordu.
Aşık İhsanı sanatını, sanat olsun diye değil, halkını bilinçlendirme, işçi sınıfını coşturma. Bir araya toparlama, emperyalizme karşı harekete geçirip mücadeleye çağırmak için yapıyordu. İşçi sınıfı arasında bu denli çok tutulması, söylenmesi ve dinlenmesi de buradan geliyordu. Aslında Aşık İhsanı'nın her dizesinde işçi sınıfı kendini buluyordu, kendini dinliyordu, bunun yanında sorunlarının çözümü de orada idi.
Aşık İhsani, söylemiş olduğu türkü ve şiirleriyle,
halka yapılan zulmün ve işkencenin karşısında tek bir yürek olarak dikilmenin
ve bu zorba düzene başkaldırmanın destanıdır.
Âşık İhsani, halk şiirinde ki, bin yıldır süregelen
kaderciliği, mistizmi bir yana atıp kendi dizelerinde, kavgaya, ayaklanışa ve
başkaldırıya dönüştürmüştür. Yani Halk şiiri, Türk toplumunun en aydınlık bir
devrimci çağa girmesiyle bir kavga şiirine dönüşerek en yiğit, en yetenekli
ustasını da Aşık İhsanı de bulmuştur. Aşık İhsanı kendi kendine yetişmiş bir
ozansa da, bu gün Türkiye işçi sınıfının övüneceği aydın bir dövüşçü düzeyine
ulaşmanın yollarını bulmuştur. İhsanı sazını eline aldığında karşısında on
binlerce dinleyici bulan ve onları coşturmasını, harekete geçirmesini bilen bir
ozandır.
Bütün bunlara rağmen, Aşık İhsanı de kim diyenler
oldu. Bunlarda doğaldır. Çünkü, İhsanı' den ve söylediklerinden rahatsız
olanlar, düzene uşaklık eden aydınlar (sözde aydın) vardı. Ama diyenler
kimlerdi? Yaptıkları neydi? Ne yapmak istiyorlardı? Bunlara iyi bakmak lazımdı.
Aşık İhsanı bu tip biriyle tartışırken; adam "Bu gün yapılan bir sanat en
az elli yıl sonra anlaşılmalıdır.." diyordu. İhsanı de ona cevaben "o
zaman neden kendinizi şimdi yoruyorsunuz..? elli yıl sonra kalkın yapın
sanatınızı!" deyip cevabını en okkalı tarafından yapıştırıyordu.
Fransızların ünlü gazetesi "La Monde"
Türkiye de ki, Aşık İhsanı'nın başlattığı hareketten övgüyle söz etmektedir.
"bu gün köylerden gelen yeni bir ozan türünün olağanüstü bir biçimde
yeşermesi yayılması, misli görülmemiş bir politik ve sosyal bilinçlenmeye
tanıklık etmektedir. Bu ozanlar sadece türkü söylemekle yetinmeyip, İhsanı ve
dostlarının şiirleri küçük kitapçıklar halinde bütün ülkeye dağıldığı gibi
haftalık dergilerde de yayınlanmaktadır. Bu yeni akımın öncüsü Aşık İhsanı'nın
buluşlarına bazı halk ozanları da katkıda bulunmuşlardır. Günümüzde sadece
Viatnam savaşına koyan ozanlarda görülen açık sertlik Aşık İhsanı'nın ilk göze
çarpan özelliğidir." Şöyle ki: Bizim köyün kel ağası bir sabah/Çökmeye
başladı çöktü ha çöktü./Boğazından aldığını burnundan/Dökmeye başladı döktü ha
döktü.
Bu denli içerde ve dışarıda sanatını kabul ettirmiş
ve kendinden söz ettirmeyi başarmış olan Aşık İhsanı'yi kendi yoz aydınlarımız
ve kafatasçı yazarlarımız görmezden geliyor, bunun böyle olmadığını
yazıyorlardı. Çünkü İhsanı'nın yazdıkları, söyledikleri onların işine
gelmiyordu. Ustanın her sözü onların kafasına balyoz gibi iniyordu. Ama Aşık
İhsanı bu kafatasçı ve ırkçı düşünen yazarların aydınların yazmış ve söylemiş
olduklarına gülüp geçiyor, o her biri balyoz gibi inen şiirleriyle cevap
veriyordu. Onlara göre sanat burjuvazinin tekelindeydi, halk arasından ve
köyden gelen birisi bu denli alkışlanacak düzeyde sanat yapamazlardı. Nitekim
zaman, her zaman olduğu gibi, yine onları yanılttı, çünkü La Monde gibi ünlü
bir gazetede dünyanın bir çok değerinden bahsedilmesi veya yazılıp çizilmesi
doğaldır. Ancak La Monde'un hiç okul yüzü görmemiş; halk ozanı olmadan önce
yeryüzünde çobanlık, yer dibinde maden işçiliği yaparak yaşamını sürdüren Aşık
İhsanı usta gibi birini bu değerler arasına alarak kendisine sayfalar dolusu yer
vermesi olağan üstü bir olay olsa gerek. Ama kafatasçı, İhsanı düşmanları bunun
farkında mı? İsterse olmasınlar. Onun yaratıcısı işçi sınıfı bunun farkında ve
bilincin de ya bu ona yeter.
"Benim adım emekçidir dört bucak/Bir gün ayak
seslerini duyacak/Ve benim önümde duramayacak/Boynunun üstüne
yıkılacaksın!"
Halk şiirinde başkaldırı, halk şiirinin olduğu her
dönemde olmuştur. Fakat kimi zaman doğaya karşı, kimi zaman kadere ve
kaderciliğe karşı olmuştur. Ama Osmanlı döneminde ki başkaldırı, Pir Sultan ve
Köroğlu Dadaloğlu tarafından direkt olarak düzene ve yönetenlere karşı
olmuştur. Bu çıkışla da kendi dönemlerine damgasını vurmuşlardır. Onlar,
Osmanlının bozuk yapısına feodal düzenine karşı yılmadan, canları pahasına
mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Günümüz ozanlarına da ışık tutmuşlardır.
İşte Âşık İhsanı'nın de halk şiirindeki
başkaldırısı tıpkı onlarınki gibidir. Aşık İhsanı hiçbir dönemde, doğaya,
kadere veya tanrıya başkaldırıda bulunmaz. Çünkü onları gözü görmez. Onun
kavgası Emperyalist düzen ve onun kapı uşakları iledir. Çünkü değişmesi gerekli
olan düzendir. Düzen değişmeden hiçbir şeyin olmayacağını biliyordur.
Değiştireceği düzenin yerine neyi koyacağını da bilmektedir. Sosyalizm.
1)Başkaldırıda
ki yeri;
Ama, 1960'lı yılların sonlarına doğru halk
şiirinde, düzene ve faşizme karşı bir ayaklanma, yada bir başkaldırı
görülmüştür. Bu dönemdeki başkaldırının öncüsü ve yaratıcısı Aşık İhsani'dır. O
artık devletin karşısına dikilmiş bir Koç Köroğlu’dur, yada kaltak Osmanlının
maşası Hınzır paşaya boyun eğmeyen Pir sultan Abdal'dır. Ama, bu onların
izinde, zulme ve işkenceye meydan okuyan Aşık İhsani'dır. Sazını eline aldın
mı, sözünü balyoz gibi kullanan İhsanı ustadır. Devletle ve düzenle hiç barışık
olmayan, onun baskıcı ve sömürücü faşist düzenini değiştirmeye ve kurtuluşun
işçi sınıfının iktidarında olduğuna inanan devrimci ozan İhsanı ustadır.
Yine; topuyla, tankıyla gelen 12 Eylül 1980
darbesi, solcuları bir şekilde sindirip kabuğuna çekerken, bunun yanında solcu
ozanların da bazılarını ülkeyi terk etmeye, bazılarını da susturmayı
başarırken, yine Aşık İhsani' yi susturamadı. Birileri gibide kaset yapma
uğruna içerik değiştirmedi. Sazını omzuna atıp dolaştı Anadolu'yu karış karış
1980 öncesi çizgisinden ödün vermeden. Hatta, 1980 sonrası yazdığı başlık
parası şiirinden dolayı kovuşturmaya alındı. Beşibiryerde oy döne döne/Beşibiryerdenin
ocağı söne. Kovuşturmayı yapan baş komiser, bu beşi bir yer denin ne olduğunu
sorar, çünkü o gün ki milli güvenlik konseyi beş kişiden oluşmaktadır. Bu
şiirde geçen beşi bir yerde ile milli güvenlik konseyine atıfta bulunulduğunu
düşünmektedir. Fakat Aşık İhsani, beşi bir yer denin kadınlarımızın süs olarak
boyunlarına taktığı beş altın lira değerinde bir altın olduğunu söyler, ama
komiser inanmaz ve İhsani'yi tutuklar.
Aşık İhsani ; bu yargılanmalardan ve çektiği
acılardan şikayetçi de değildir ve yaptıklarından da hiç pişman olmaz. Çünkü
onun beyninde işçi sınıfının iktidarı Sosyalizm vardır. Devireceği bu bozuk
düzenin yerine neyi koyacağını o iyi bilmektedir. Bir devrimci içinde önemli
olan bu değil midir.?
Sevgili Dr. Ömer Uluçay, Berfin Bahar dergisinin
70. sayısında Aşık İhsani' yi anlattığı "güvercinler salacağız
yakındır" başlıklı yazısında, İhsani' n şiirlerinin tarihinin eski
olduğunu, yani Sovyetlerde ki değişimden önce olduğunu ve şimdi, yani
Sovyetlerin dağılmasından sonraki şiirlerini görmek istediğini, kısacası Aşık
İhsani de değişiklik olup olmadığını merak ediyor. Âmâ onun yüreğinde ki
sosyalizmin hiç silinmeyeceğini düşünemiyordu. Çünkü Aşık İhsani de ki
sosyalist düşünce, tam tersine Sovyetlere değil işçi sınıfına bağlıydı. İşçi
sınıfı da zafere ulaşıncaya kadar sürecektir bu sevda ve onda ki bu başkaldırı.
2) Başkaldırıda
ki önemi;
Aşık İhsanı, ölçülü-uyaklı halk şiirinde toplumcu bakış açısıyla başkaldırıyı ilk ve en güçlü dile getiren halk ozanıdır. Ölçülü-uyaklı halk şiirinin geleneksel yapısını, gerek saz, gerekse söz olarak kurmaya, çağdaşlaştırmaya çalışmış öncü bir halk ozanıdır. Ekonomik, politik sözcük ve kavramları, sloganları şiirinde en yerli yerinde kullanmayı bilen ve bunlara gerçek anlamlarının yanında birde şiir değeri kazandırabilen güçlü, usta bir halk ozanıdır.
Buraya kadar gerçek doğruları aktaran Süleyman Yağız, bundan sonrasında, İhsanı ustanın şiiri yalnız başkaldırı kabul etmesi ve sadece bunun şiirini yazmasını eksiklik kabul ediyorum diyor. Bende burada Süleyman Yağız'a diyorum ki; sınıf inancını ve sosyalist düşünceyi kabullenip bu yolda kendini kanıtlayıp uzun bir mesafe kat eden bir ozandan, güle, bülbüle veya birilerinin doğrultusunda ısmarlama ya da tanrıya yakarış şiirleri yazması beklenemez. Eğer sen böyle bir şey bekliyorsan bu sendeki yorumlama eksikliğidir.
Aşık İhsani'nin halk şiirinde başkaldırıda ki önemi
tartışılamaz. Nedenine gelince, Cumhuriyet döneminde, halk şiirinde ki
başkaldırı onunla var olmuştur. Ondan sonraki ozanlar ise İhsanı ustadan
etkilenip kervana katılmışlardır. Buradan yola çıkacak olursak ve Aşık
İhsanı'nın şiir yapısını incelersek, hep kavga ve mücadele üzerine kurulu
olduğunu görürüz. Şiirlerinde ezilen halklara mesaj vermeyi kendine görev
bilmiştir. Bu noktadan sonra İhsanı ustadan yumuşak tarzda şiirler beklemek
yanlış olur. O, işçi sınıfının ve sosyalist ideolojinin içinde yoğrulmuş,
oradan sesini duyurup Aşık İhsanı olarak çıkmıştır.
Aşık İhsani'nin şiirlerini anlamak ve ona hak
vermek için, işçi sınıfı hareketinde bulunmak ve sosyalist düşünceyi kavrayıp
anlamak gereklidir. İhsanı ustanın her dizesinde alın teri ve onun ideolojisi
sosyalizmin kokusu vardır. İhsanı ustanın her dizesinde zalimin zulmüne karşı
verilen mücadele vardır. İhsanı ustanın her dizesinde faşizme indirilen birer
balyozdan yumruk vardır. İhsanı ustanın dizelerinde kaltak Osmanlının
zindanlarında direnen Pir Sultan vardır. Şeyh Bedrettin ve Börklüceli vardır.
Kısacası bu karadan da kara düzenin karşısında direnen ve onu yerden yere vuran
bir yiğit ses vardır.
Sevgili Süleyman Yağız, İhsanı usta zaten
kalıcıdır. İşçi sınıfı var olduğu sürece de kalacaktır. Onun için hiç şüphen
olmasın, bunu da şiirinde ki o kavgacı ruhla başarmıştır. Geçmişte Pir Sultan
ne ise, bu günde Aşık İhsanı odur. Kalemine sağlık İhsanı usta, iyi ki senin
gibi bir ozanımız var.
Dursunoğlu Ali
Komünist Ozan
SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA:
Aşık Sinem Bacı / Dünden bu güne Aşık İhsanı / may
yay. 1976
Rıza Zelyut / Halk şiirinde başkaldırı / sosyal
yay. 1989
Aşık İhsanı / ozan dolu Anadolu / 2. baskı berfin
yay.2002
Süleyman Yağız / Yürü Bre Hızır paşa /üç çiçek yay.
1983
Rıza Zelyut / Halk şiirinde gerçekçilik / Ayko yay.
1982
Oral Çalışlar / 68'Başkaldırının yedi rengi/ Aralık
yay. 1998
Asım Bezirci / Türk halk Şiiri / Say yay. 1993




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder