3 Eylül 2022 Cumartesi

OZAN İLİM (Alemdar Tekoğlu)

      1925 Tarihinde Ardahan –Posof’un Binbaşıeminbey Cilvana Köyünde doğdu. Babasının adı Muzaffer Annesinin adı Pembe’dir. Esas itibariyle Köyünde çiftçilik yaparak hayatını sürdürmüştür. Asıl adı Alemdar Tekoğlu, İlim’i mahlas olarak kullandı. Yazdığı şiirlerin içeriğine uygun bir mahlas, mahlasına uygun içerikte şiirler yazdı. Çünkü mahlasında da olduğu gibi o ilime ve bilime inanıyordu, onun yolu bilimdi.

Ozanımız İlim Tekoğlu, Köyünde çiftçilik yaptı. Yaşantısını sürdürmeye oda yetmedi, köyünden ayrılıp gurbet ellerde çalıştı, köyünden uzakta sılasına hasret. Hasretlik zordu, Cilvana dağları hep gözlerinin önüne gelip duruyordu.  Bu hasretlik ile keskin siyasi şiirlerinin arasına hasretlik şiirleri de sıkışıyordu. Çünkü kafası hep köyünde, Posof da idi.  Köyünü çok seviyordu. O nedenle 1973 ve 1977 de iki dönem muhtar seçildi. Muhtarlığı döneminde de siyasi faaliyetlerine devam etti. .  Bu faaliyetler Posof kaymakamını rahatsız ediyordu ve fala dayanamadı ozan ilimi makamına çağırdı ve Muhtar sizin köyden makinalı tüfek sesleri geliyormuş, gençler duvarlara yazılama yapıyormuş sildirmiyormuşsun dedi.  Daha birkaç suçlama ile çıkışır. Ozan İlim kaymakamın bu suçlamalarına şu şiir ile cevap verir.

 

Hangi makinalı tüfek sesleri

Ben ki yasakladım sakız patlatmayı
Neden sildireyim duvar yazılarını
Sürekli ilerleyen aydınlığı çizmişse.
Konuşup durma kaymakam
Varsın savrulsun başaklar
Uçsuz bucaksız kırlara
Gecenin karanlığı çığlıklarla yarılırken
Laf söylenir mi halka.

 Derken 12 Eylül 1980 darbesi oldu. İlk işleri ozanım ilim Tekoğlu ’nu sıkıyönetime çağırmak oldu. İlim Tekoğlu 1977 de seçildiği muhtarlık görevinden, görev süresi bitmeden sıkıyönetim mahkemesince görevden alınır. Sıkıyönetim savcısı ozanımıza sorar, sen bir muhtar olarak devlet memuru sayılırsın niçin halktan yana siyasi faaliyet içinde bulunuyorsun diye, ozanımız kendini aşağıda ki şiiri ile savunur.

 

Savcı sordu neden halktan yanasın

Halktan değil kimden yana olayım

Halkım muhtaç ise ekmeğe aşa

Halktan değil kimden yana olayım

 

Bir yanda yoksulluk olmuş diz boyu

Kara bulut gibi koyu mu koyu

Bir yandan vatanı satan it soyu

Halktan değil kimden yana olayım

 

 Bu halktır üreten bütün her şeyi

Çalar vurguncular döner köşeyi

Yoksul bırakırlar şehiri köyü

Halktan değil kimden yana olayım

 

İlim der ne davar ne de sürüyüm

Halk kurtuluş davasının eriyim

Kendine gel savcı halktan biriyim

Halktan değil kimden yana olayım

 Ozan İlim ’in şiirleri ile sosyal medyada tanıştım. Sevgili kızı Nurdan ilk şiirini paylaştığında dikkatimi çekti. Bana babasının şiiri olduğunu yazdı. Başka şiirleri var mı? Diye sordum, sağ olsun, oda bütün şiirlerini bana gönderdi, oğlu Av. Hilmi Tekoğlu’nun yazdığı kısa özgeçmişi ile birlikte. Şiirlerin hepsini zaman geçirmeden hemen okudum. Ozan ilim öyle şiirler yazmış ki hepsi birer domdom kurşunu, emperyalizmin ve onun yerli uşaklarının ciğerini delen. İşçiden köylüden yana, halkının gözü kulağı olan, onlara gerçek öncülük eden, onları uyaran ve uyandıran şiirlerdi bunlar. Böylesine şiirler yazmak o dönem öylesine zor ki, ama Ozan İlim bütün zorlukları göze alıp bu sert şiirleri o günün kötü ve baskıcı günlerinde yazmayı başarmıştır.

 Her dönem olduğu gibi bu dönemde de halkın üzerinde ki baskılar ve yasaklar haddinden fazla yoğundu. Halkın ozanına söz söyletmiyorlar, konserleri yasaklanıyor, plakları ve kitapları toplatılıyordu. Korkuları halkın uyanmasındandı.

 Bu yoğun baskılara boyun eğmeyip, hapis dâhil bütün zorlukları göze alıp görevini yapan ozanlarımızda vardı. Ozan İlim de bunlardan biri, her yazdığı şiir içi ayrı bir bedel ödemiş ama susmamış görevini yerine getirmiştir. Yani büyük ozan Pir Sultan gibi “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” deyip kalemini bir kılıç gibi kullanıp yoluna devam etmiştir.

 Vay, sen misin bunları çekinmeden yazan, yüzlerce kes kovuşturmaya uğramış, savcı ve hâkim karşına çıkmış, ama yine yazmaya devam etmiş, hatta bir adım daha ileri gidip suç diye nitelendirdikleri şiirlerini savcılara, hâkimlere savunması olarak okumuştur.

Tutuklarsın Hâkim yetmez mi sana

Bağırıp çağırman söker mi dersin

Zam zulüm işkence kopmuş giderken

Bu halk Direnişten bıkar mı dersin

 

Doldurmuşsun çocukları içeri

Gene de bir adım atmazsın geri

Görmez misin kavuruyor her yeri

Yoksulluk seni de yakar mı dersin

 

Her taşın altında bizi ararsın

İnsan bitti kurda kuşa sorarsın

Derim ki kendini boşa yorarsın

Umduğun karşına çıkar mı dersin

 

Hâkim Halkım er geç birlik olarak

İlim’i de içlerine alarak

Tüm Ülkede meydanlara dolarak

Sel olup bendini yıkar mı dersin
  

Oğlu Hilmi İstanbul üniversitesi Hukuk fakültesinde okurken 1968 – 1970 yılları arası köyünden kalkıp İstanbul’a da yol uğratırdı. Bu yol uğratmalarının birinde, o dönemlerde fırtına gibi esen alanları, statları dolduran, işçi sınıfı ile iç içe mücadeleye katılan, sesi yurt dışında yankılanan Âşık İhsani ile tanışmak ister ve tanışır, onunla dost olurlar.

Âşık Veysel halk şiirinin son halkası idi diyen sözde aydınlar, bu kadar derinliği ve halktan yana olan ozanlarımızı görmezden gelip yok saymadaki amaçları ne idi şimdi iyi anlıyorum. Çünkü İhsani babanın da kitabına verdiği isimde ki gibi “ozan Dolu Anadolu” fakat sözde aydınlar bu ozanlarımızı görmüyor, görmek istemiyorlar.

 Çünkü bu ozanlarımız baş eğmiyor, haram lokma yemiyorlardı. Sadece ve sadece halkına öncülük ediyorlardı. Ozan İlim de bunlardan biri.

Ozan İlimin şiirlerini değerlendirirken yaşadığı dönemi göz ardı etmemek gerekir. Ülkeyi demokrat parti iktidarı yönetmektedir. Ve öldüğü güne kadar da sağ iktidarlar yönetmiş ve 12 Eylül 1980 darbesi dâhil birçok darbe ve muhtıraya da tanıklık etmiş, yaşamıştır. Bu baskıcı yönetimler döneminde halkın ezildiğini ve baskılara maruz kaldığına tanıklık eder.

  Gördüğü bu baskı ve zulüm düzeninde hep halkının yanında olmuş, halkı iç içe yaşamıştır. O nedenledir ki şiirlerinin hemen hepsinin konusunda gül ile bülbül yoktur. Baskıcı düzene bir isyan ve başkaldırı vardır.

Çağdaşı ozanlar hep bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın deyip gülü bülbülü yazarken, halkı değil kendilerini düzene kapılanıp keselerini doldurmayı düşünür iken o sadece halkın sorunlarını dile getiren başkaldırı şiirleri yazmıştır. Aynen, sonradan dost olduğu ve her fırsatta dostum dediği Âşık İhsani gibi.

 

Zam zulüm işkence almış yürümüş

Halkı ezmiş vurguncuyu korumuş

Köhne Düzen her yanından çürümüş

Süpürüp atmazsam çekip vur beni

 

Ozan ilimin şiirleri başkaldırıyı anlatır iken tekrarı yapılan kelimelerden kaçmış yalın ve akıcıdır.

Ozanımız başkaldırı şiirlerinin yanında gurbeti ve gurbetinde gurbetini de anlatır dizelerinde. Sonraları kendinin de yaşadığı gurbetin acısını, çilesini de köyünden göçüp de Ankara’ya yerleşince daha iyi anlar ve dizelerine dökmeye başlar.

 Bir gün Ankara’ya köylülerinin geldiğini duyar bir nebzede olsa hasretini gidermek için kalkar yanlarına gider ve uzun bir özlem gidermeden sonra şu dörtlükle başlayan şiiri yazar orada.

 Gitme kal yanımda dostum

Memleketten sefa geldin

Sanma ki terk ettim küstüm

Memleketten sefa geldin 

 Ve daha sonraları da sıla hasreti ağır gelir ozanımıza, hasretini mektuba döker. Mektuplarında sadece hasretten, özlemden bahsetmez memleket meselelerinden de bahseder, yine şiirler yazar mektuba. Mektuba yazıp gönderdiği şiirlerden biri şöyledir:

 

MEKTUP

 Haydi, mektup var git güzel köyüme

Canım dostlarımı gör birer birer

Şimdi yaylalarda seyran zamanı

Götür selamımı ver birer birer

 

‎Şirin olur komşuların dilleri

Nice kıymet yaratmıştır elleri

Ömür boyu derlediğim gülleri

Cilvana yoluna ser birer birer

 

Havayı da deli gönlüm havayı

Ne çok özlemişim canım sılayı

Düğünlerde çekerlerken halayı

Yarenler koluna gir birer birer

 

İlim dinecek mi akan gözyaşı

Ayaz göl kanlı göl ya göze başı

Nazım-ı Miko-yu Lâçin Çavuş-u

Bul da hallarını sor birer birer

 

Ozanımız öğüt şiirleri yazmayı da ihmal etmez. Oğlunun kendi gibi halktan yana yani ezenden değil ezilenden yana olmasını öğütler.  Eğer öğütlerini tutmaz ise bir daha yanına gelmeyeceğini anlatan şiirinde olduğu gibi:

 

"Eğer bu Vatanı aziz tutmazsan

Hiç bekleme beni gelmem bir daha

Gözünden korkuyu silip atmazsan

Hiç bekleme beni gelmem bir daha

 

Sömürücü Zalimlere uyarsan

Emek harcamadan vurup doyarsan

Halk kurtuluş davasından cayarsan

Hiç bekleme beni gelmem bir daha

 

Sen de bilirsin ki Halkımız yoksul

Kimi işsiz kimi yetim kimi dul

Onlara yol göstermezsen iyi bil

Hiç bekleme beni gelmem bir daha  

 

İLİM der ki oğlum babanı dinle

Nereye dediysen geldim seninle

Sebat etmez isen şerefle şanla

Hiç bekleme beni gelmem bir daha

 

Aşağıda ki dörtlük ile başlayan şiiri de günümüzün, hırsızlarını, vurguncularını, talancılarını anlatmaya yetmez mi?

 


Görmez misin milyarları yutanı

Vurup servetine servet katanı

Emperyalist talan eder Vatanı

Eli kolu bağlı durulur mu hiç

 Sözde aydınlar bu ozanlarımızı görmezden gele dursun, onlar halk ile iç içe olmaya, en zor günlerde yanlarında olmaya her zorluğa rağmen çaba gösterdiler. Her türlü mücadeleye birlikte katıldılar. İşçi ile emekçi ile grevlerde bulunup hak verilmez alınır diye haykırıp şiirlerini okuyup türkülerini söylediler, meydanları ayağa kaldırdılar, coşkuya coşku kattılar. İlim amcada bu ozanlarımızdan biri idi.

 1960 ve sonrası bu tür eylemlerin sıkça görüldüğü yıllardı. Sol eylemlerin sıkça olduğu. Ozan İlim de bu gelişmelere tanık olmuş ve katkı koymuş ozanlarımızdandır.

Sol eylemlerin ve gelişmelerin tavan yaptığı 1968 den 1970’e gelindiğinde işçi sınıfında da büyük hareketlilik ve çok büyük gelişmeler oldu.

 Bu hareketlilik içinde 15-16 Haziran 1970 şanlı işçi yürüyüşüne gelindi. Bu işçi yürüyüşü İstanbul da adeta yaşamı durdurur iken zamanın hükümetine de bazı geri adımlar attırdı. İstanbul da bunlar olur iken yurdun dört bir yanında da mutluluklar yaşattı. Bu gelişmelere ozan İlim de seyirci kalmadı. Bulunduğu yerde devrimci faaliyetler ile kalbinin onlarla birlikte olduğunu ve aşağıdaki şiiri ile Posof’tan, İstanbul’ da yürüyüş deki işçilerimizi selamladı, bu büyük kalkışmadan mutluluk duyduğunu anlattı.


Sökün etmiş dört bir yandan geliyor

İşçi Sınıfı bu gülüne kurban

Yüz bin, yüz bin Meydanlara doluyor

Hayatı yaratan eline kurban

 

On altı Haziran Yetmiş yılında

Devrim türkü olmuş şirin dilinde

İsyan Bayrakları yürür elinde

Kol, kol akar her bir koluna kurban

 

Titriyor Patronlar feleği şaşmış

Malının mülkünün derdine düşmüş

Yüz binler Çağlayan sel gibi coşmuş

Ezer geçer sağı soluna kurban

 

İLİM der ki işte bu kutsal isyan

Gün gelir yayılır tutuşur her yan

Bir avuç Haine Çiftlik mi Vatan

Kurtuluşa giden yoluna kurban

 1968 – 1980 yılları arasında okullarda ve fabrikalarda kuvvetli bir sol rüzgâr esmeye başlamıştı. Her yer ve her alanda solcuların eylemlikleri yükseliyordu. Bu eylemlere bazı ozanlarımız sazı sözü ve fiili destek ile katılıyor bazıları da sadece sazı ve sözü ile destek veriyordu.

 Bu ozanlarımızdan biri de Ozan İlimdi. 31 Mayıs 1971 Nurhak eylemleri, 3o Mart 1972 Kızıldere katliamı, 6 Mayıs 1972 Deniz’lerin idamı, 18 Mayıs 1973 İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişi. Bu olaylar ve yargısız infazlar olur iken sözde aydınların ozan saydıkları sözde ozanlar tek bir dize olsun yazıp söylemez iken, görmezden geldikleri birkaç tane halkın ozanı hiç susmadılar. Ozan İlim de bunlardan biri idi. Bu yiğit gençlere ağıtlar yaktı marşlar yazdı. Şiirlerinde yargısız infaz emri veren savcıya ve hâkime seslendi. Aşağıda ki örnekte olduğu gibi:

 Tüm karanlıklara savaş açmış da

Üstüne, üstüne yürür Denizim

Ok gibi fırlamış menzile gider

Gizli gerçekleri görür Denizim

 

 Halk için başını koymuş bu yola

Hain vurguncunun başına bela

Kurtuluş günleri çatsın bir hele

Faşizmi alnından vurur Denizim

 

 Engeli tanımaz güçlüğü aşar

Nerde eylem gerek oraya koşar

Bu şanlı kavgada dağ gibi düşer

Baş eğmez canını verir Denizim

 

 Ey büyük devrimci bulunmaz eşin

Bilinir dengisin kızıl güneşin

Yoluna kurbandır bu can yoldaşın

İLİM selamına durur Denizim

 

 

Eylemler bütün hızı ile devam ediyordu. 68 hareketinin önderlerinden Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşı ( Yusuf Aslan, Hüseyin İnan) yakalanmıştı.

 Askeri mahkeme hızlı bir yargılama ile idamına karar verdiler. 6 Mayıs 1972 sabaha karşıda idam ettiler.  O günlerde Ankara da bulunan Ozan İlim bu olaya çok üzülür, bu üzüntüyü oğlu Av. Hilmi Tekoğlu şöyle anlatıyor.

“Kara haberi radyodan dinleyince yanımdan gözyaşlarıyla uzaklaşan Babam Alemdar Tekoğlu yanıma öğleden sonra ağzında sigarayla döndü. Hiçbir zaman onu sigara içerken görmemiştim. El yazısının bulunduğu dosya kâğıdını hüzünle uzattı bana. Oku ve sakla dedi. Duygularının mükemmel ifadesi olan şu mısraları yazmıştı : . “

 

  "Kim demiş ki sussun kalpler ağıt yok

Yan yüreğim parelensen yeridir

 Başı gökyüzünde sehpaya giden 

Ha sensin ha üç Yoldaştan biridir

 

Ne dövünmek gerek ne de yerinmek

 Bu ne bir yenilgi ne de yengidir

 Mahzun gözlerimden akan kanlı yaş

 Altı Mayıs Sabahının rengidir "

 Ozanımız, ne kadar köyde yaşasa da, yükselen sol siyasi hareketi yakından takip eder. İşçi sınıfının eylemlerine, mitinglerine katılır, onlara destek verir.  1977 bir mayısı da bunlardan biridir. Köyünden kalkar İstanbul’a bir mayısa gider, fakat devletin suç aygıtı kanlı yüzünü gösterir 36 yiğit insanımızı katleder. Bu katliam karşısında ozan İlim aşağıdaki şiiri yazar.

 

Saldırın dört yandan emekçilere

Yoksulun çırası yansın bakalım

Otuz beş yetmezse bin bin öldürün

Halkımın ocağı sönsün bakalım

 

Nasıl olur hak adalet isterler

Özgürlük eşitlik kardeşlik derler

Gönderlere kızıl bayrak çekerler

Bayramı karaya dönsün bakalım

 

Sen Vatanı satarmışsın ona ne

Her şeye karışır oldular yine

Tüm itlerinizi salın peşine

Sesini keserek sinsin bakalım

 

İLİM der ki bir gün gelir sorarız

Faşist çemberini elbet yararız

Emperyalist zincirleri kırarız

İt ulumaları dinsin bakalım

 
Dursunoğlu Ali(Komünist Ozan)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gönüllü Coşkun

  24 Nisan 1955 tarihinde Yozgat'ın Bayatören köyünde doğdu. Asıl adı Coşkun Gönüllü'dür. İlkokulu köyünde, ortaöğrenimini Yozgat...