Doğum tarihi net olarak bilinmemekle birlikte, 16.
yüzyılda yaşadığı söylenen ve “Pir Sultan Abdal” mahlasını kullanan ozanımızın
esas adı “Haydar’dır. Bunun böyle olduğunu birçok şiirinden de anlıyoruz. (“Pir
Sultanım, Haydar diye anıldı” vd.)
Pir Sultan Abdal, 16. yüzyıl Osmanlı Anadolu’sunda Sivas ili, Yıldızeli ilçesi,
Banaz köyünde doğmuş ve yine bu yörede yaşamış bir halk ozanı ve direnişçidir.
Pir Sultan’ın yaşamı, Osmanlı iktidarının en acımasız ve zulümkâr olduğu döneme
rastlar. Osmanlı yönetiminin Anadolu halkı üzerinde diğer yöreleri aşan bir
baskıda bulunduğunu biliyoruz. Halk çalışır, üretir, fakat karnını doyuramaz.
Halkın başındaki ağalar bir yandan, Osmanlı’nın kan emen esasları bir yandan,
yoksul halkın yetiştirip ürettiği tüm mahsulü alıp gidiyordur. Bu zorbalığa
karşı çıkanı da acımadan işkenceye çekiyorlardı. İşte böyle acımasız bir
dönemde bozuk düzene karşı haykıran bir ses duyuldu, bu ses Pir Sultan
Abdal’dı.
PİR SULTAN ABDAL’IN DÜNYA GÖRÜŞÜ
Edebiyat tarihçileri çoklukla, Anadolu’da gelişmiş Türk halk edebiyatının Alevi
inançlarına bağlı ozanlarının, Batini tarikatına mensup olduklarını
savlamaktadırlar. Oysa Alevilik bir tarikat değildir. Kırsal kesime yayılmış
Aleviliğin tekkesi yoktur. Dedelik kurumu varsa da, toplumdaki yönetici rolüyle
belirleyici bir din reisliği değildir. Geleneksel tarikatlarda tekke sahibi,
yani tarikat sahibi şeyhlerin toprak ağalıkları da vardır. Her şeyhin bir toprak
ağası olduğunu da unutmamalıyız. Yine Alevi saz şairlerinin bağlı bulundukları
bir tekke mevcut değildir. Bu durum tekke ozanı olarak gösterilen Pir Sultan
için de geçerlidir. O, Ali’ye ya da şiirlerinde söylediği gibi Şahına bağlı
olsa da, kimliğinde tasavvuftan öte bir başkaldırı olgusu vardır. Haksızlığa ve
haksıza karşı bir asilik yatıyordur içinde, gün gelip dışa vuracak, halkına
öncülük edecek bir asilik.
Pir Sultan direnen şiirin ustasıdır ve bir dava adamıdır. Davası uğruna
öldürülmüş, ölüme giderken de davasından, söyleminden geri adım atmamıştır.
Darağacına giderken, geri adım atmasını bekleyen, meydandaki ikiyüzlü halka da
yine şiir ile seslenmiştir. Peşinden de çocuklarına; ağlayıp sızlamayın, yasımı
tutmayın, ben halkımın kurtuluşu için bu mücadeleye girdim ve şimdi de onlar
için ölüme gidiyorum; bundan sonra da sizler bu davaya sahip çıkın diye öğüt
vermiş. Örneği çok sık görülmeyen bir dava adamı tavrıyla.
Kimi araştırmacıların, Pir Sultan’ı varlık nedeninden soyutup ona yakışmadık
elbiseler giydirmeleri yanlıştır. Cahit Öztelli’nin, Pir Sultan’ı
Alevi-Bektaşi-Kızılbaş edebiyatçısı olarak değerlendirmesi yahut Yunus’la,
Hatayi ile aynı kefeye koyması, Pir Sultan’ın duyuş ve düşünüşüne tümüyle
terstir. Pir Sultan’da tasavvuf vardır ama mistiklik yoktur. Mistiklik
olmayınca kadercilikten söz etmek de zordur. Tam tersine, onun tasavvuf
şiirlerinde bile bir başkaldırı, bir kavga vardır. Çünkü o mücadele adamıdır.
Ezilen halkın mücadelesinde öncülüğe soyunmuş, bu uğurda ölümden korkmamıştır.
Korkmadığını, şu dizelerle kaltak Osmanlı’ya meydan okuyarak dile getirmiştir.
Ben Musa’yım sen Firavun
İkrarsız şeytanı lâin
Üçüncü ölmem bu hain
Pir Sultan ölür dirilir.
Pir Sultan ya da sayısız başka Pir Sultanlar, halkı için
mücadelede şehit düşenler ölür mü? Pir Sultan yukarıdaki dörtlüğünde zalim
Hı(n)zır Paşa’ya bunu anlatmak istemiştir. Pir Sultan şiirlerindeki yiğit
söyleyişi, coşku ve lirik duyarlılığıyla, Osmanlı’nın zulmüne sazı-sözü ile
karşı durup halkına önderlik ettiğinden yüzyıllar boyu okunan ve unutulmayan
bir ozan olmuştur. Kısacası o, Osmanlı’nın üretim ve bölüşüm biçimine karşı
çıkıp; yaşadığı yerelde de olsa bu biçimi değiştirmek istemiştir. Verdiği
mücadelenin özünde esas olarak bir devrim yatmaktadır.
Şunu da göz ardı etmemek lazım ki Pir Sultan, Osmanlı’nın tabiyetindeki
mezhepler arasındaki tarafgir tutumuna, özellikle de Ali sevgisini taşıyanlara
yaptırdığı zalimane baskılara da sazıyla başkaldırıyordu. Fakat öz olarak
Osmanlı’nın ideolojisine karşıydı ve bu sistemin bir gün yıkılacağını şu
dizeleriyle dile getiriyordu.
Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir.
O dönem içinde, Pir Sultan’la beraber Aleviler de
Osmanlı’nın resmi görüşüne karşıdır. Karşı oldukları bir görüşün karşılarına dikilmeleri
içinde güçlü olmaları gerekmektedir. Bu gücü sağlamak için Şah İsmail’le ilişki
kurdukları biliniyor. Fakat bu ilişki Osmanlı yönetimince en ağır baskı ve
katliamların gerekçesi haline getirilmiştir. Pir Sultan bu baskıları şu
dizelerle dile getiriyor.
Çağırırlar filan oğlu falana
Ne itibar yezit kavli yalana
Kılıcı arştadır doğru gelene
Ya ser verip ya ser alınmalıdır.
Bu dizelerden de açıklıkla anlaşılıyor ki, Sünni İslam
inancı dışında kalan her inanç cezalandırılıyor. Hıristiyan toplulukların
Osmanlı yönetimine karşı fiili ve belirgin eylemleri olmadığından, onların
üzerine gidilmiyor. Alevilerin, Osmanlı hanedanlarının karşısına dikilmelerinde,
Pir Sultan’ın önderlik ettiğinden ve onlar için seve seve darağacına
gittiğinden, Alevilerin ve tüm ezilenlerin, ilerici ve yurtseverlerin asırlar
geçse de unutamadığı, yiğit bir halk ozanıdır. Ve 500 yıldan beri Anadolu
köylüsünün direniş simgesi Pir Sultan, zulme, zorbalığa başkaldırır.
Devrimciler bu başkaldırıyı 12 Eylül öncesinde keşfedip sahip çıkmışlardır bu
isyan damarına. Pir Sultan ve Banaz’a sahip çıkıyorlar. Başkaldırıda, insanca
yaşamak uğrunda 500 yıl öncesiyle köprü kuruyorlar aralarında.
Evet, Anadolu köylüsünün direniş simgesi Pir Sultan ve onun kaltak Osmanlıya
başkaldırısı, 500 yıl öncesinden günümüze ışık tutup, karanlıkları aydınlatıp,
devrimcilere öncülük ederek sınıf mücadelesinde de yerini almıştır. Ezilenlerin
ve zulme uğrayanların ayağa kalkmasında, kendilerini savunup haklarını aramalarında
bir simge olmuştur
PİR SULTAN ABDAL DARAĞACINA GİDİYOR
16. yüzyılda, Pir Sultan’ın yaşadığı bölgedeki halkın içinde bulunduğu ekonomik
ve siyasal durum, Pir Sultan’ı var eden gerçekliktir. İktisadi temeli
çatırdayan 16. yüzyıl Osmanlısı aynı dönemde toplumsal yaşamı yeniden tanzim
için şeriat esaslarıyla bir Sünnileştirme politikası uyguluyordu. Özelliklede
halifeliğin Osmanlılar’a geçmesine karşılık gelen Yavuz Selim döneminde bu
uygulamalar daha baskıcı, daha kanlı olarak gerçekleşmiştir.
Yukarıda bahsettiğim gibi, ekonomide vurgun ve talan, ağırlaşan vergiler ile
Osmanlı kolluk güçlerinin keyfi uygulamaları günden güne artmaktadır. Her gün
bir Alevi köyü yakılıp yıkılmaya, orada yaşayanların malları yağmalanmaya
başlanmıştır.
Bu zaman zarfı içinde Sivas sancağında görev yapan, Kara Kadı ve Sarı Kadı
adlarında iki adli görevliden bahsedilir. Rivayete göre bu kadılar aldıkları
rüşvet karşılığında ağaların zulmüne göz yumuyor, fakir fukarayı eziyordu. Pir
Sultan da bu duruma tepkisini göstermek üzere iki köpeğine Kara Kadı ile Sarı
Kadı adlarını verir. Üstelik kadılar haram ve rüşvet yemekten geri durmazken
Pir Sultan’ın köpekleri sahibinin olmayanı yemiyordur. Kadılar, her fırsatta
çeşitli bahanelerle Pir Sultan’ı Sivas’a çağırıp yargılıyorlar, ancak
yargılanmalar sonucunda Pir Sultan hep serbest kalıyordu. Ta ki zalim Hı(n)zır
paşa Sivas’a gelene dek.
Koca başlı koca kadı
Sende hiç din iman var mı?
Haramı helâli yedi
Sende hiç din iman var mı?
Pir Sultan’ım zatlarımız
Gerçektir şöhretlerimiz
Haram yemez itlerimiz
Bu sözümde yalan var mı?
Bu olaylar gelişirken Hı(n)zır Paşa Sivas sancağına vali
olmuştur. Vali olur olmaz da pirinin önderliğinde gelişen halk hareketini
durdurmak için kafa yormaya başlar. Hı(n)zır Paşa, vardığı sonuca uygun olarak
Koca başlı Kör Müftü ’den bir fetva alır. Bu fetvada “şah” kelimesinin
yasaklandığı, kim şah derse dilinin kesilip öldürüleceği yazılıdır.
Pir Sultan, bu kadar baskı zulüm yetmiyormuş gibi bir de
bu fetvaya çok kızar. Her gittiği yerde, her zaman şahın adından bahseder. Yani
Osmanlı’nın yasaklarına uymayıp, egemen ideolojiye karşı çıkar. Mücadelede
kararlılığını göstermek içinde fetvaya karşılık şu dörtlükleri gönderir:
Fetva vermiş koca başlı kör müftü
Şah diyenin dilin keseyim deyi
Satır yaptırmış Allah’ın laneti
Başkaldıranı keseyim deyi
Halkı seven ozan geçmez mi candan
Ölsem bile korkum olur mu senden
Ferman almış Hızır Paşa sultandan
Pir Sultan Abdal’ı asayım deyi.
Padişah katlime ferman dilese
Yine geçmem ela gözlü şahımdan
Cellâtlar karşımda satır bilese
Yine geçmem ela gözlü şahımdan.
Bu olaylardan rahatsız olan Hı(n)zır Paşa adamlarını
gönderip Pir Sultan’ı Sivas’a getirtir. Pir Sultan huzuruna geldikten sonra
ise pirine saygıda kusur etmez. Fetvaya uyup uymadığından hiç söz açmaz.
Uzak yoldan geldi diye en nefis yemekleri sunar. Fakat Pir Sultan hiç birine
elini sürmez. Hı(n)zır Paşa’ya, sen yanlış yaptın, zina işledin, haram yedin,
senin yemeğin yenmez diye çıkışır. Senin yemeğini ben değil köpeklerim bile
yemez der. Bu sözlerden sonra konağın penceresinden köpeklerini çağırır. İki
kadı koşarak gelirler, yemekleri kokladıktan sonra yemezler. Bunu kendisine
hakaret sayan Hı(n)zır, Pir Sultan’ı tutuklatıp zindana attırır.
Pir Sultan çevredeki saygınlığından ve pirini zindana attırmanın verdiği
rahatsızlıktan dolayı, birkaç gün sonra Hı(n)zır yaptığından pişmanlık duyar.
Pir Sultan’ı zindandan çıkarttırır ve huzuruna çağırtır, ona şu önerilerde
bulunur. Pirim, içinde şah sözü geçmeyen üç tane şiir okursan seni bağışlarım
der. Eski müridinin bu kadar değişmesi, pirine hakaret edecek derecede
alçalmasının karşısında geri adım atmayan Pir Sultan şunları söyler.
Açılın kapılar şaha gidelim
Siyaset günleri gelip çatmadan
Açılın kapılar şaha gidelim.
Ve Hı(n)zır Paşa’nın konuşmasına fırsat vermeden
ikincisini okur.
Sivas ellerinde zilim çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür
Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
Kâtip ahvalimi şaha böyle yaz.
Paşa’nın karşısında bu sözleriyle, Osmanlı’ya meydan okur
Pir Sultan. Paşa bu sözler karşısında iyice kızar, küplere biner ama
Pir Sultan şiirlerine devam eder.
Karşıda görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedim giderim böyle
Ala gözlü dostum sen himmet eyle
Bende bu yayladan şaha giderim.
Paşa’nın çevresinde bulunanlar, bir Kızılbaş seni
dinlemiyor, Osmanlı’yı küçük düşürüyor, bu nasıl iştir Hı(n)zır Paşa diye
çıkışırlar. Hı(n)zır bu çıkışmalardan da etkilenerek, günah benden gitti der ve
pirini tekrar zindana attırır. Pir Sultan’a da döner; yarın asılacaksın der.
Sivas’ın meydanında, Pir Sultan’ı, bölgedeki yobazlara ve zor kullanarak
sevenlerine taşlattırır, sonra da kanlar içindeki bedenini darağacına astırır.
Asılmadan sonrasına ilişkin, halkın inançlarına göre çeşitli söylenceler
üretilmiştir.
SONUÇ OLARAK
Sonuç olarak baktığımızda bizi, Pir Sultan asıldıktan
sonra üretilen söylenceler veya yapılan başkaldırıyı mistik alanlara çekerek
efsaneler yaratmak değil, bu başkaldırının özündeki ideolojik savaşım
ilgilendirmelidir. Pir Sultan’ın başkaldırısında, hakim toplumsal ve ekonomik
örgütlenme biçimine karşı, halkın bir kesiminin aşağılanarak, baskılar ve
katliamlara maruz bırakılmasına karşı koyuşun bilinci vardır. Bizim de üzerinde
duracağımız, kendimize rehber edeceğimiz burasıdır. Burada ezen sınıfa karşı
verilen büyük bir mücadele, amansız bir kavga vardır. Buna da, günümüz diliyle
devrimci mücadele denir.
Bu nedenle, Pir Sultan’ın davası, Pir Sultan’ın mücadelesi 500 yıldan bu yana
unutulmadan, Anadolu köylüsünün direnişinin simgesi haline gelmiş mücadelesinde
baskın olan, davadan dönmemek karakterinden dolayı ayrı bir yer edinerek 500
yıl öncesinden, gelecekte gelişecek sınıf mücadelesine ışık tutmayı
başarmıştır.
Kadılar, müftüler fetva yazarsa
İşte kement işte boynum asarsa
İşte hançer işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Ulu mahşer olur divan kurulur
Suçlu suçsuz gelir anda derilir
Piri olmayanlar anda bilinir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Komünist Ozan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder