Ozan Garip dostum ile sanal alem denen internet ortamında tanıştım. Dostluğumuzu sanal âlemde pekiştirip devam ettirdik. Onun iyi bir insan ve gerçekten halkına sevdalı bir Ozan olduğunu, mücadelesini halkı için verdiğini sanal âlemde ki yazışmalarımızda anlamıştım. Halka sevdalı ozanlığının yanında iyi bir Âşık Mahsuni sevdalısı idi. Onu yakından tanımadan dostluğumuzu3 Kasım 2007 gününe kadar devam ettirdim Tanıştığım yıllarda Kırşehir de oturuyordu. Kırşehir şeker fabrikasından emekli olmuştu. Fakat ülkemizde ki emeklilerinde durumu ortadaydı. Hangi emekli çalışmadan geçinebiliyordu ki? O nedenle Ozan Garip dostumda çalışmaya devam ediyordu.
Kırşehir, iç Anadolu da güzel ama küçük bir ilimiz. İş imkânı yok
denecek kadar az. Bu şartlar ve koşullardan dolayı Ozan Garip dostunda işleri
iyi gitmeyince, Kırşehir’den ayrılmak zorunda kalır. Adapazarı şeker
fabrikasında işe başlar. Burada, fabrikanın misafirhanesinde kalır.
Ozan Garip dostum, Adapazarı’na gelince görüşme imkânım doğdu. Çünkü Adapazarı İstanbul’a iki saatti. İkimizde görüşmek istiyorduk. Ben, çıkacak olan yeni kitabım Sınıfsız Dünyanın çıkmasını bekliyordum. Giderken sevgili dostuma götürmek için. Bende 3 Kasım 2007 cumartesi günü dostumu ziyarete gittim ve bu vesile ile de tanışmış olduk. Sanal alemde yazdıklarından tanıdığım dan daha farklı daha yürekli fakat bu bozuk düzenin çarkında ezilmiş fakat bükülmemiş, onca derde karşı dimdik duran bir ozan gördüm karşımda. Halkına sevdalı, ama gerçek halka, kaypağına, düzenbazına değil.
Asıl adı Cihangiray Şumnu olan Ozan Garip bir Bulgaristan göçmeni idi
fakat Amasya Suluova da doğmuştu. Öğrenimini orada sürdürmüş Şeker fabrikasına
işçi olarak başlamış bir yandan da Açık öğretim işletme okumaya devam etmiş, bu
arada Kırşehir şeker fabrikasına atanmış. İşletmeyi bitirdikten sonra Kırşehir
şeker fabrikasında hesap uzmanı olmuş. Ama bizim Ozan Garip de değişen bir şey
olmamış, o yine işçi ve emekçi dostu. Onların derdini çilesini dizelere döken
halk ozanı..
Ozan Garip, mahlasını kendi aldığını söylüyor.
Neden “Garip” dediğimde şöyle anlatıyor mahlasının anlamını:
Bu mahlası kendim aldım desem yeridir. Gariplik
felsefesini benimseyenlerdenim. Gariplik deyince ilk akla geldiği gibi sadece
kimsesizlik veya GARİP kalmak gibi algılanmamalı. Benim kabul ettiğim Gariplik
felsefesinin içinde hem kimsesizlik, yoksulluk ve garip kalma olgusu
yatar hem de tuhaflıklar ve enteresanlıklarında bir kişinin başına geldiğini
bunlarında Gariplik felsefesi içerisinde yer alması, benim Gariplik akımı ve
felsefesinden çıkarttığım sonuçtur.
Diğer taraftan;
Anadolu da bu Gariplik felsefesi
1400 - 1500 yıllar arasında Elbistan ve Malatya dolaylarında yaşamış Âşık
Garip tarafından başlatılmış ve o Âşık Garip o yörede o kadar çok sevilmiş ki o
bölgede yeni doğan çocuklara da Garip adı verilmeye başlanmıştır.
İşte benim
Gariplik felsefem bu kadar eski ve sağlam temellere dayalı geçerliliğini hiç
bir zaman yitirmeyecek olan bir felsefedir. Garip mahlasını almamda da bu
felsefe yatar.
Amasya Suluova da doğdu. Öğrenimini orada sürdürmüş Şeker fabrikasına
işçi olarak başlamış bir yandan da Açık öğretim işletme okumaya devam etmiş, bu
arada Kırşehir şeker fabrikasına atanmış. İşletmeyi bitirdikten sonra Kırşehir
şeker fabrikasında hesap uzmanı olmuş. Ama bizim Ozan Garip de değişen bir şey
olmamış, o yine işçi ve emekçi dostu.
Onların derdini çilesini dizelere döken halk ozanımızdır.
Kırklareli’ne yerleşmiş. Türkiye de Soyadı kanunu çıkınca da Bulgaristan
da ki şehirleri olan şehrin ismi olan Şumnu ismini soyadı olarak alırlar. Daha
sonraları ozanımızın babası Zeki
Şumnu Suluova şeker fabrikasına işe girer ve Kırklareli’nden göç
ederler. Zeki Şumnu Suluova da işe başlar bir yandan da Bektaşi felsefesine
yakın olduğundan cemlere, sohbetlere katılır ozanları dinler onlardan feyz
alır.
Tanınmış veya tanınmamış ozanların çoğu evine konuk olmuştur. Âşık
Veysel dâhil, Ozanımız
Cihangiray Şumnu (Ozan garip) böyle bir ortamda dünyaya gelir ve konuk
olan ozanlarımızı dinleyerek büyür. Âşık Veysel’i de daha 10 yaşında iken böyle
bir ortamda tanır ve o küçük yaşına rağmen büyük ilgi duyar. Şiir yazmaya liseli yıllarında başlar. Önceleri
serbest denemeler yaparken çocukluğunda karşılaşmış Olduğu Âşık Veysel’in
etkisinde kalarak Halk Edebiyatına ve Halk şiirine geçiş yapar ve ölçülü uyaklı
halk şiirin de eserler üretmeye başlar. Küçük yaşta gördüğü Aşık Veysel’den
etkilenip halk şiirine başlasa da gerçek özü yakaladığında daha çok Aşık
Mahzuni’nin etkisinde kalır ve sonraları onu rehberi olarak görür.
Şiir demek duygu demek, yaşayıp hissederek duymak demektir. Yani şiir
yazan insan, her zaman, her yer de duygu yüklüdür. Duygulu insanda hümanist
yapıya sahiptir. Ozan Garip şiirleri de böylesine duygulu ve bir o kadarda
hümanist bir duygu ile dile getirilip kalemden süzülüp damıtılmıştır.
Fani
olan dünya değil insandır
Ne
gün görür ne de bahara erer!
Asil
insan, aslı kamil insandır
Ne
gün görür ne de bahara erer!
Kimi
maldan kimi candan yakınır
Kimi
korkar, şaşkın şaşkın bakınır
Kimi
her bir işten kendin sakınır
Ne
gün görür, ne de bahara erer!
Bazen
kucak dolu sevgiler saçar
Sevgi
tohumuyla çiçekler açar
O
çiçekler her gün hazana kaçar
Ne
gün görür, ne de bahara erer!
Yıllar
ekler yaşı bir bir üstüne
İnsanoğlu
yükler dert dert üstüne
Siyah
saçta aklar tel tel üstüne
Ne
gün görür, ne de bahara erer!
Asırlardır
böyle diye söylenir
Zamanlar
içinde zaman körlenir
Kötü
bir saniye, ömre gürlenir
Ne
gün görür, ne de bahara erer!
İşte budur işin özü temeli
Ne
çalmadır ne de çırpma ameli
Canların
hepsine GARİP demeli
Ne
gün görür, ne de bahara erer!
Diye devam eden dizeler gibi. Emperyalizmin zulmünü, hayattın kahrını ve zorluğunu anlatacaktır okuyucusuna. Bir türkü tadında, Anadolu bozkırında üflenen bir kavaldan dökülen nameler gibi, kulağa hoş gelen ve bir şeyler anlatan, okuyanı düşündüren dizeler olacaktır. Okuyanın ufkunu açan, ezilmişliği karşısında başkaldırmayı öğreten, kul olmaktan çıkarıp birey olmayı gösteren birer öğüt niteliğindedir ozan garip şiirleri.
Hiçbir şiir boşa yazılmamıştır. Ozan garip şiirleri de öyle, her şiiri bir duyguyu anlatıyor. Yaşadığı ortamda ki yokluğu yoksulluğu, ezilmişliği, hasreti dile getiriyor. Okuyucuyu, bazen Âşık Veysel’in dünyasına bazen kendisine rehber edindiği Âşık Mahzuni’nin ince ve naif başkaldırısına bazen de Pirsultan Abdal, Köroğlu, Dadaloğlu ve Âşık İhsani’nin isyanına götürüyor. Orada o güzellikleri doyasıya yaşarken bir bakıyorsun Karacaoğlan dizelerinde ki gibi aşk, sevgi özlemiyle doluyorsun, Karacaoğlan’ı canlandırıyorsun gözlerinde. Gözlerin buğulanıyor o an, yüreğinden gelen tatlı bir tebessüm ile kendini Ozan Garib’in dizelerinde buluyorsun, ezilmişliğinle, yoksulluğunla, sevdanla, sevginle, bazen bir yaşam kavgasının içinde bazen de bir sevdanın kollarında buluyorsun. Aşağıdaki şiirde olduğu gibi:
Bu dizeler bir yaşanmışlığa tanıklık ediyor geçmişten günümüze yansıyan. Ozan Garip de bunun için kelimeleri ince eleyip sık dokuyarak yerleştirmiş dizelerine. Halkın ozanı, halkın gören gözü duyan kulağı olduğu için ona hep doğru ve kalıcı şiirler yazmıştır. Ama bu düzen böyle sürüp gittiği sürece, yaşamının da el verdiğince çok anlamlı ve öğretici, ufkumuzu açıcı şiirlere imza atacaktır Ozan Garip.
Eğer
insanoğlu varsa dünyada
Doğruluk
dürüstlük olmalı işi !...
Yüz
bin çiçekten bal varsa dünyada
Arı
gibi özü bulmalı kişi !...
Akıl
bedenle ruh, tene dolunca
Sıfat
alıp yüzden adam olunca
Fikir
mayasıyla petek dolunca
Arı
gibi özü bulmalı kişi !...
GARİP
der ki toplum önde gelince
İnsanlık
sistemden hakkın alınca
İnsanlar
insanı insan bilince
Arı
gibi özü bulmalı kişi !
Ozan Garip de taşlamada görürüz, Aşık Mahsuni gibi
inceden inceye, başkaldırı da görürüz, Pirsultan Abdal gibi, Aşık İhsani gibi.
Bunların yanında, doğa sevgisi, insan sevgisi ve aşkta görürüz, Karacaoğlan,
Aşık Veysel gibi. Bunların toplamında hümanistliği de görürüz Ozan Garip de.
Kendine halkın ozanıyım diyen kişi en önce hümanist olmalıdır. Halkı ile
ağlayıp halkı ile gülmek için, yanlışlıkları yermek zalime başkaldırmak için.
Mahzuni gibi, zalimin, soyguncunun, talancının kafasına, kafasına
sözleri ile vurmuştur. Kısacası halkına sevdalı bir yürektir Ozan Garip. Diline
ve yüreğine sağlık dostum iyi ki bu halkın senin gibi bir ozanı var.
Komünist Ozan Kul Sefili
04.06.2020



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder