- Ozan Hüseyin Çırakman
- Ozan Nesimi Çimen
- Ozan Kul Hasan
- Ozan Maksudi (Osman Dağlı)
- Ozan Mahzuni Şerif
- Ozan Hamdi gardaş
- Hacı Cırık
- Ozan Naçari Baba
- Tunceli'li Ozan Zamani
- Ozan Can Yosul
- Ahmet Dümrül
- Ozan Şah Turna
- Haydar Erdoğan
- Dost Şeref ( Şerafettin Muş)
- İhsan Güvercin
- Emekçi
- Gönüllü Coşkun
- Ozan Şiar Ağdaşan
- Ozan Şafak Altun
- Ozan Güner Kaymak
- Nuri Ulufer
- Ozan karani( Hüseyin Kara)
- Ozan Hasan Kaplani
- Ozan Garip(Cihangiray Şumnu)
- Ozan Fidan Çolak
- Ozan Harun Yiğit
- Ozan Ali Çağan
- Ozan Dursunoğlu Ali
- Ozan Nesimi Şahindokuyucu
- Yusuf Ter
20 Eylül 2022 Salı
16 Eylül 2022 Cuma
GAMZELİM
Dönmeyince anlamıştım gitmediğini
Ama gitmedin de diyemedim
Gülüşüne toz konduramadığımdan
Yanağında ki gamzeler
Kavgamızdan kalan izdir
Güldüğünde zafere ulaşan.
Gül gamzelim
Gülmek bir eylemdir
Kavgamızın saflarında
En ön safta
Sevgi ile barış girsin kol kola
Bahar gelsin zaferimiz ile
Gelincikler halaya dursun
Dağların doruklarında.
10.06.2022 - Aktoprak
BİR DAĞ
Kafamda dolaşan, kayalıkları ile
Yağmurunu seviyorum
İliğime kadar ıslatan
Çam dalları ve meşe palamutları ile
Her adımda ayağımı kanatan
Çakırdikenlerini bile.
Kurdunu, kuşunu
Börtü böceğini
Esen rüzgârını özlüyorum
Ruhumun derinliklerini okşayan.
Dursunoğlu Ali
23.07.2022 Aktoprak
DOĞA İLE KUCAKLAŞ
Dağların doruklarında eserken rüzgâr
Uzaklaş şehirlerin sıkıcı havasından
Ormanların kuytuluklarında
Ağaçlar ile dost olmaya.
Serin, serin, koyun koyuna uyumaya
Börtü böcek ile
Cırcır böceklerini dinlemeye gecenin karanlığında
Uykunu bölmeden.
Gecenin sesini dinle
Çam ağaçlarının dallarından
Görmeye çalıştığın rüyanın derinliğinde
Rüzgâr eserken uykunun üzerinden
Dağ yamaçlarını uyandırmadan geçerken
Ceylanlar ile kahvaltıya otur uyandığında
Doğanın sofrasına
Doğada ki dostlarımız ile.
Komünist Ozan
20.08.2022 Aktoprak
BEKÇİ KUŞLAR
Çorum kıyımı bitmiş
Her yer yangın yerine dönmüş
Tarlalarda makinalar çalışmaya başlamıştı
Çıkarttıkları homurtudan
Yüzlerce kuş havalandı birden
Yanmış anız tarlaların üzerinden
Çıldırmış gibi ötüyorlardı
Sanki bir şey anlatmak istiyorlar
Anlatamıyorlardı
Ya da bir şeye isyan ediyorlardı
Yanmış insan et kokularının isyanı idi belki de.
Dursunoğlu Ali
11.08.2022 Aktoprak
11 Eylül 2022 Pazar
10 Eylül 2022 Cumartesi
İHSAN GÜVERCİN
1951 yılında Malatya’nın Fethiye köyünde doğdu. Müziğe türküler, deyişler söyleyerek, bağlama çalarak başladı, herkes gibi. Böyle olunca da sanki anamdan doğduğundan beri müzikle uğraşıyor gibi hissediyor kendini. Her şeyi detaylarıyla pek hatırlamasa da. 14 yaşımdayken Arguvan da sahneye çıktı, kocaman salonda beş yüz kişiye mikrofonsuz türkü söyledi ve bol alkış aldı. O gün bu gündür müziğin içinde ve sahnededir.
Âşıklık geleneğine öykünüp, bağlama-türkü birleşimi ile ozanlığa özendi bir zaman. İşin mütevazı yanında kaldı. Hep yazdı-besteledi, çaldı –çığırdı ama yinede kendine ozan diyebilecek kadar donanımlı bulamadı. Ozanlık geleneğine olan saygısından böyle bir payeyi kendine iş göremedi . Halende aynı düşüncede.17
yaşındayken ilk 45’lik plağını yaptı ve profesyonel müzik hayatına da resmen
merhaba demiş oldu. 1968–1971 yıllarında, Ankara Birliği Sahnesinde (ABS)Semiha
ve zeliha B… Vasıf Öngören, Halil Ergün, Mustafa Alabora, Yaşar
Güner, Bersun Çağda gibi güzel insanlarla aynı sahnede çalışma şansını
yakaladı. Bu geçen dönem içinde, Tiyatro müzisyenliği ve oyunculuk
yaptı. Hayatının en güzel yıllarını yaşarken 12 Mart 1971
muhtırası, arkadaşlarını olduğu gibi onu da biçti geçti.
Bundan
dolayı da tüm hevesleri yarıda kalmış oldu. Sanat-kültür ve siyasi ortamların
yok edildiği o dönemlerde payına düşen acılardan fazlası ile tattı. Ortamın gün
be gün kötüye gittiği ve huzurlu günlerin gecikeceğini fark edince askere gidip
izini kaybettirdi. Askerlikten sonra sessiz sedasız Almanya’ya gitti.
Ondan önce Almanya’ya giden köylüsü Ali Ekber Aydoğan ile
“DERDİ YOKLAR” ikilisini oluşturdu. Yıllarca iyi işlere imza attılar.6
kaset, uzunçalar plak yaptılar.Konser verdiler, düğünlerde,barlarda
çalıp-çığırdılar.
Anlayamadıkları
bir anlaşmazlığın yüzünden 1986 yılının haziran ayında ayrıldılar.O gün,
bu gün bir daha da bir araya gelmediler.
BİR
ŞEHİR
Adını andıkça dilim takılır,
Sanki
yüreğime bir şey çakılır,
Orda
semah dönen nara yakılır,
Kızılırmak
boylarında bir şehir.
Aydınlığa
karanlıklar yağdırdı,
Ruhsati’yi
hanesinden kovdurdu,
Pir
Sultan’ı hınzırlara boğdurdu,
Kızılırmak
boylarında bir şehir.
Can
alıcı kuşlar oraya doldu,
Güneş
utancından sarardı soldu,
Otuz
yedi gülü dalından yoldu,
Kızılırmak
boylarında bir şehir.
Güvercinler gide baykuşlar öte,
Ne
kışın azala ne çilen bite,
Hafik’ten
bu yana Banaz’dan öte,
Kızılırmak
boylarında bir şehir.
DÜNYA
BARIŞ GÜNÜ
Taban
erenleri olamayanlar,
Ya
böğürür,ya bağırır,ya söver,
Sevgiden
şefkatten anlamayanlar,
Ya
savurur,ya devirir,ya döver,
Bir
öfke kusar ki her taraf batar,
Ne
varsa elinde kaldırır atar,
Yenilir
öfkeye battıkça batar,
Ya
kahrolur ya boğulur,ya boğar.
Ekmediği
ekinleri derenler,
Hoş
görmeyip her hatayı yerenler,
Uçan Güvercine zarar
verenler,
Ya
saldırır, ya öldürür,ya kovar
Nuri ULUFER
1
Mart 1959’da Kars'ın Susuz ilçesine bağlı Kiziroğlu Köyünde doğdu.
İlköğretimini doğduğu köyde tamamladı. Altı kardeşli yoksul bir ailenin ikinci
çocuğu olarak büyüdü. Köyde tarım, kentte fabrika işçiliği yapa
geldi Bazı fabrikalarda işçi sendikası temsilcisi olarak çalıştı. Ülkedeki
sömürü ve sefaletten payına düşeni alıp 2002’de emekli oldu. Arif Sağ Müzik
Okulunda bir yıl kadar müzik eğitim aldı. Şiirleri çeşitli dergilerde yayınlandı.
Yazdığı şiirlere sazıyla, sözüyle can vermeyi sürdürmektedir.
NAZARA
GELMİŞ
(Yöresel ağızla)
Bilseydim
süslenip öyle çıkardım
Meğer sıla gözlüm pazara gelmiş
Ardın sıra bakıp türkü yakardım
Sanırım isteksiz kazara gelmiş
Bir
vurgunu kara girmiş kanına
Sanki kast ettirmiş biri canına
Gözyaşları düşmüş mor kaftanına
Bedasıl elinden el zara gelmiş
Terlemiş
susamış hayli yorulmuş
Morali bozuktu gözleri dolmuş
Dudağı kurumuş gül benzi solmuş
Ah yığbalı karam azara gelmiş
Gönlümdeki
berrak gölün sunası
Şimdi olmuş dert ehliler anası
Gün vermezmiş o ciğeri yanası
Derdini dökmeye hazara gelmiş
Gözlerine
baktım derin bir kuyu
Yumdu kirpiğini döküldü suyu
Hiçte derişmemiş evvel ki huyu
Belli ki kötü bir nazara gelmiş
Ah
muhannet bana hayli çektirdin
Has bahçeme dert fidanı ektirdin
Ecelim gelmeden kefen biçtirdin
Nuri’yi gömmeye mezara gelmiş
ŞEHMUZ
DAYI
Elimizde
zeytin dalı
Geliyoruz Şehmuz dayı
Kars kaymağı anzer balı
Yalıyoruz Şehmuz dayı
Her şeyi döktük paraya
Ak dedik yüzü karaya
Baş vekili…. Ak saraya
Salıyoruz Şehmuz dayı
***
Büyük düşün iki gözüm
İhaleler düzüm düzüm
Her talana uygun çözüm
Buluyoruz Şehmuz dayı
Artık işi gücü bırak
Ustalaştı her bir çırak
Kel başlara şimşir tarak
Oluyoruz Şehmuz dayı
Yargı postal geldi dize
Doğa mı dayanır bize
Hes’ler akar partimize
Doluyoruz Şehmuz dayı
Zekât çözüm sefalete
Saygı duyduk marifete
Pek yakında hilafete
Dönüyoruz Şehmuz dayı
Devlet geçti elimize
Semer vurdu belimize
Dost Nuri'yle halimize
Gülüyoruz Şehmuz dayı
Nuri / Ulufer /28 /11 /2014
Ozan Güner Kaymak
Sevgili dostum ve hemşerim Ozan Güner’i sanal âlemde tanıdım. Karşılıklı yazışmalarımızdan önce, Çorum köylerine ait sitelerde şiirleri ile tanıştım. Uzun süre şiirlerini okudum sanal âlemde, çoğunluğu aşk şiirleri idi. Arada bir tasavvuf şiirleri de vardı. Bunların ikisinin üzerinde insancıl ve hümanist bir düşünce hâkimdi sevgili hemşerim Güner Kaymak’ta.
Güner Kaymak, önce insana değer veriyor, yani insanı her şeyin üzerinde görüyor. Tasavvufa ne kadar düşkün de olsa onun hümanist yapısı insan sevgisini, barışı, her şeyin üzerine çıkarıyordu sevgili Güner de. Bu da onun güzel ve doğru bir yolda olduğunu, güzel eserler ürettiğini gösteriyordu.
Böylesi bir canla tanışmayı çok isterken, sevgili dostum Yusuf Ter MSN de bir dostu ile tanıştıracağını yazdı ve odaya aldı. Bu dost benimde tanışmayı istediğim sevgili Güner Kaymaktı. Hemşerim ile orada tanıştık. Gerçekten insancıl bir yapıya sahipti. Orada bana radyosunun adresini verdi. O günden sonra her akşam radyosundan onun canlı sesini dinliyordum, bazen de canlı yayına katılıyordum. Kısacası sıkı bir dost olmuştuk.
Sevgili Güner aşk ve tasavvuf şiirleri yazıyordu, yani Âşık Veysel’in yolundaydı, ilk şiirini de ona yazmış, kültür bakanlığı yayınlarında 1983 de yayınlanmıştı. Bunun yanında Pirsultan’ı da daha çok
seviyordu ama sevgisini dizelere aktarırsa birilerini inciteceğini düşünüyordu. Köroğlu’yu da seviyordu, Dadaloğlu’nu da ama onların
dizelerinden değil Daha çok Karacaoğlan’dan yola çıkıyordu. Ama halkın ozanı halkın sorunlarına da eğilmeliydi, so0runlarını, dertlerini sevinçlerini dizelerde işlemeliydi.
Zaman, zaman sevgili hemşerimle bu konuda msn de tartışıyorduk. Benim haklı olduğumu söylüyordu fakat çevresindekileri kırmaktan çekiniyordu. Hal bu ki Ozanın böyle düşünmesi olamazdı, çevremizdekileri değil halkımızı düşünmeliydik.
Bir müddet sonra Ozan Güner ile bu konuda uzun bir yol aldık. Yavaşta olsa sosyal içerikli dizeler yazmaya başladı. Bundan sonra Âşık İhsani’yi daha iyi anlamaya başladı, radyosundan sıkça onun eserlerini dinletmeye başladı. Sosyal içerikli şiir yazmanın, işçi sınıfının, halkın yanında olmanın daha çok hümanist yapıda ki ozanlara ait olduğunu da anladı. Çünkü solcular da hümanisti, insan sevgisi onlarda önde gelirdi.
2008 yılında sevgili dostlarım Ozan Garip, Yusuf Ter ile Halk Şiirinde Emperyalizme başkaldırı antolojisini çıkarmayı düşündüğümüzde, sevgili Hemşerim Ozan Güner’e de şiir göndermesini, bu kitapta yer almasını istedik. O da bize bu konuda şiirlerinin olmadığını söyledi, bende bu konuda yeni şiirler yazmasını söyledim. Zamanımızın olduğunu yetiştirebileceğini, çok güzel eserler yazacağını ilettim. Sevgili dostum kabul etti, iki, üç ay gibi bir zamanda güzel ve kalıcı sosyal içerikli şiirler yazdı. Ve bu tarihe tanıklık edecek kitap da yerini aldı.
Birazda sevgili ozanımızı tanıyalım, bu kadar güzel dizeleri yazan ve insan sevgisi ile çağlayıp coşan Güner Kaymak kimdir?
Ozanımız, Halk müziğinin ve Halk şiirinin çok fazla harman olduğu Çorum’un Ortaköy İlçesinin güzel bir köyü olan Yaylacık köyünde 1960 da dünyaya gelir, fakat babası, çevrede, hümanist. İçli ve sevilen, Âşık Hüseyin Kaymak olarak tanınan, oğlum askere erken gitsin diye nüfusa 1959 olarak yazdırır. Ve sevgili ozanımızda bir yıl erken gider askere.
Âşık Hüseyin Kaymak, çevrede de çok sayılıp sevildiği için evlerinden tanınmış âşıklar, halk ozanları eksik olmaz. Yaylacık köyü de misafir perverdir, hele ki söz konusu misafirlerde halk ozanları olunca başka bir ağırlarlar. Ozan Güner’in çocukluğu da köylerine ve evlerine misafir olan ozanların dizleri dibinde geçer. Onlarınan cem sohbetlerinde bulunur, can kulağı ile dinler bir şeyler öğrenmeye çalışır. Bu emekleri de boşa çıkmaz. En başta insan sevgisini öğrenmiş olur ve ona paralel şiir yazmasını öğrenir.
Ozan Güner büyüyüp yetişkin olunca bulunduğu toplumda ve davetlerde eline bağlamayı verdiklerinde kabul etmeyip “ payıma güzel ses düşmemiş bu yüzden şiir yazabileceğimi” düşünüyorum diyerek reddederdi.
Sevgili Ozanımız askerlik dönüşü mecburiyetten gurbeti seçer. Gurbet olunca şiirlerde başka olur, hasret ve aşk şiirleri dizelerinde dile gelir. Ozanımızın köyü kendini maddi durumdan gurbete zorunlu kılar, 1984 yılında Libya’ya işçi olarak gider, ağır koşullar altında bir yıl orada çalışır. Mart 1985 yılında Libya’dan Holland’ya geçer. Yani kendi yurdunda ki ekonomik bozukluklar hep yabancı ülkelere savurur onu. Ama yurdunun özlemi bir başkadır onda. Her fırsatta özlemini, hasretini dizelerinde dile getirir ve şöyle der:
“Bilmeliydik bize yurt olmaz
Öz yurdundan daha sadık yar olmaz
Dilerim ölümüz gurbette kalmaz
Ozan Güner korkar gurbet ellerde”
Diyordu özlem dolu şiirinin son dörtlüğünde. Başka bir şiirinde de Köyü Yaylacık’a şöyle sesleniyordu.
“Buz gibiydi suyun, temizdi havan
Çok çetindi kışın, vermezdi aman
Bazen her tarafı sarardı duman
Sisin bile çok güzeldi yaylacık”
Ozanımız köyünün kışın aman vermeyen sisini bile özlemişti. Bu özlemle şöyle bitirir şiirini.
“Demirci babaya hayranım hayran
Köyümün toprağı taşına kurban
Güner’i gurbette koymayın aman
Al beni de bas bağrına yaylacık.”
Diyerek köyüne büyük bir özlemle seslenir. Bu özlem içinde Hollanda da yaşamını sürdürmektedir. Kendisine nice güzel günler diliyorum, iyi ki varsın sevgili dostum Ozan Güner Kaymak.
Ozanımız, Çorum ilinin Ortaköy İlçesine bağlı Yaylacık köyünde günü ve ayı kesin olarak bilinmeyen 1960 yılında doğdu. Çevrede tanınan Aşık
Hüseyin Kaymak’ın oğludur. Aşık Hüseyin Kaymak Oğlum erken askere gitsin diye 01.01.1959 doğumlu olarak nüfusa kayıt ettirdi. Ozanımızın Hayat hikâyesi bundan ibaret.
Şiire olan tutkusu küçük yaşlarda başlar. Çocukluğu
Türkülerle sazlarla destan ve atışmalarla iç içe geçer. Babası Aşık Hüseyin kaymak’ın sesi ve sazı güzel olduğundan ozan dostları eksik olmazdı. Güner Kaymak da bu ortamdan küçük yaşlarda etkilendi. .
Ozan Güner’e Bulunduğu davet ve toplantılarda Bağlamayı getirip de çal söyle diye ısrar ettiklerinde, güzel ses payıma düşmemiş bu yüzden şiir yazabileceğimi düşünüyorum diyerek reddederdi. İlk şiirini Ölümünün 10. yılında Aşık Veysel için yazdı. Bu şiiri 1983 yılında kültür bakanlığı yayınları arasından çıkan Aşık Veysel’e deyişler antolojisinde yayınlandı. O gün bu gündür şiirle olan dostluğu devam etmektedir. 2004 yılında Kayseri de anasan yayınlarının hazırladığı Anadolu–2 şiir Antolojisinde, Ocak 2009 da İstanbul da yayımlanan Halk şiirinde emperyalizme Başkaldırı antolojisinde şiirleri yayımlandı. Hollanda da yaşamaktadır. Şiir çalışmaları toplumcu dizelere dönüşerek devam etmektedir. Ozan olanda halkçı ve toplumcu olmalı diyor kendisine başarılar diliyorum
Komünist Ozan
7 Eylül 2022 Çarşamba
Şafak Altun
1959 Yozgat Köçek Kömü Köyü doğumlu. 1974 / 1975 yıllarında değerli usta Özcan Tamer`in yönetmenliğini yaptığı Ankara Halk Evleri Halk Türküleri Korosunda birinci yıl ses ikinci yıl saz eğitimi aldı. Aynı koroda Hüsamettin Subaşı, Ihsan Menteş, Süreyya Davulcuoğlu, Nizamettin Arıç, Selahattin Alpay gibi halk müziğümüzün değerli sanatçılarıyla eğitim gördü. "1977 yılından beri Almanya Hamburg şehrinde yasamaktadır. Anadolu`dan getirdiği sazını hiç elinden düşürmemiştir. Aşkı ve ayrılığı, gurbet ve hasretliği, sevgi ve ızdırabı, neşe ve kederi, umut ve güzellikleri sazla türkülendirmiştir. "
" Bugüne kadar yurt dışında üç albümü yayınlanmıştır. Albümlerinde kendi yaptığı eserlere yer veren Altun, yeni CD`sini " Ela Gözlüm " kendi imkanlarıyla çıkardı." . 2003 de ‘Unutamadım’, 2007 de ise en son çalışması ‘Bu Kervan’ adlı müzik albümleri yayınlanmıştır.
Hamburg Türküsü " adlı parçası daha önce Sadık Gürbüz tarafından yorumlandı.
Asıl mesleği Eğitmen olan Altun, bir çocuk kulübünde çalışmaktadır. Boş zamanlarında müzik yanı sıra edebiyat çalışmaları da yapan Altun, Türk edebiyatının Almanya`da geliştirilmesi için " Yazın " kültür ve edebiyat dergisinin kurulmasında öncülük etmiş, birçok değişik dergilerde modern masal, şiir ve çeşitli konularda yazıları yayınlanmıştır. " Yazın çalışmalarını iki dilde sürdürebilen Altun, " Üç Kız ve Tırtan " adlı ilk masal kitabını yayınlamıştı. Müzik dünyası kadar, edebiyat dünyasında da tanınan sanatçımız, toplumsal olayları gerçekçi bir tavırla okuyucuya sunmaktadır.
SIKMA CANINI
Sen bakıp damlaya sıkma canını
Daha bulutlardan yağmur yağacak
Irmak, ırmak akıtılan göz yaşı
Bir gün zalimleri gafil boğacak
Gök yüzünde bugün kara bulutlar
Gürlese de yarın kayıp olacak
Fırtına dediğin gelirde geçer
Yarın şehirlerde gün parlayacak
Yeter ki umuda leke kondurma
Daha nice güzel günler gelecek
Bizler görmesek de güzel günleri
Çocuklarımız o günü görecek.
1982
Ozan Hüseyin Kaçıran
Âşık Kaçıran, Adana’nın Nacarlı köyünde 1929’da doğdu ve 1989’da Osmaniye’de hayata veda etti.
O kadar yoksuldu ki, -aşağıdaki şiirindeki gibi-, yoksullukla dalga geçer hâle gelmişti.Geçimini sağlamak için Unkapanı’ndaki plak piyasasında çok ucuza dörtlük sattığı söylenirdi.
Rüyasında bile yoksulluğu görüyordu. Bir şiirinde, bu rüyasını şöyle anlatıyordu:
Hüseyin Kaçıran’ı yakından tanıyordum.
İnsan olarak çok içtendi.
70’li yıllarda Sinametek’te onun için bir tanıtma gecesi
düzenlemiştim.
En çok bilinen türkülerinden biri de “MEYHANECİ”dir.
Aynur Haşhaş’ın yanı sıra birçok sanatçı tarafından söylenmektedir.
Kaçıran, “MEYHANECİ”ye şöyle sesleniyordu:
Doldur meyhaneci bir daha doldur
Beş lira borç aldım paralıyım ben
Dolusunu getir boşunu kaldır
Bugün sabahçıyım buralıyım ben
*Kaçıran, “MEYHANECİ” şiirinin üçüncü dörtlüğünün üçüncü
dizesini, “YAŞAMAYI DEĞİL ÖLMEK İSTİYOM” biçiminde yazmıştı. “AĞLAMAYI DEĞİL
GÜLMEK İSTİYOM” diye değiştirmesini önermiştim.
Kabul ettiği için kitabıma değiştirilmiş biçimini
almıştım.
İkisi de doğrudur.
*Kaçıran’ın yoksullukla dalga geçen şiirinin ikinci dörtlüğünün ilk dizesinde geçen, “birde” sözü, “BİR DE” biçiminde ayrı olacaktır.
Bu söz, aslında, “BİZ DE” olarak yazılmış da olabilir.
Bu Kaçıran’ın hatası değil; kayıtlara geçiren yanlış
aktarmış olabilir.
Bazı kayıtlarda, Kaçıran’’ın 1996’da vefat ettiği
yazıyor. Kitabımdan yapılan bazı alıntılarda, bu tarihi ben yazmışım gibi
ifadeler yer alıyor. Oysa halk ozanlarını anlatan Yürü Bre Hızır Paşa adlı
kitabım 1983’te yayımlandı. Kaçıran’ın vefat tarihi 1989’dur.
Işıklar yoldaşı olsun.
Kaynakça Süleyman Yağız:Yürü Bre Hızır Paşa Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, İst. 1983
Ben
Doldur meyhaneci bir daha doldur
Beş lira borç aldım paralıyım ben
Dolusunu getir boşunu kaldır
Bugün sabahçıyım buralıyım ben
Alem zevkten içer ben de kederden
Bu yoksulluk miras kaldı pederden
Dosttan ayrılmak da varmış kaderden
Ne kadar talihi karalıyım ben
İçip içip sarhoş olmak istiyom
Sızıp bir köşede kalmak istiyom
Ağlamayı değil gülmek istiyom
Şu düzen elinden yaralıyım ben
Aman meyhaneci doldur ver bana
Bugün içeceğim ben kana kana
İsmim Kaçıran’dır söyleyim sana
Bütün dertlilerin kralıyım ben
Ötme Bülbül
Ötme bülbül ötme gel yeter gayrı
Gönlüm ta derinden yaralandı oy
Hem sıladan hem de yarimden ayrı
Bağrım bölük bölük paralandı oy
Sen gülünden ben köyümden ayrıldım
Yokluk ateşine yandım kavruldum
Bir yel esti gurbet ele savruldum
Uzadı yollarım aralandı oy
Sana avcı düşman bana ağalar
Viran oldu bizim bahçeler bağlar
Senin yavrun benim sevdiğim ağlar
Neden bu bahtımız karalandı oy
Eşinden m’ayrıldın nedir feryadın
Güle mi kavuşmak yoksa muradın
Neden Garip Kaçıran’a uğradın
Derdim dağlar gibi sıralandı oy
Ozan Şiar
1957 Kars-Çamurlu Köyü Seyfettin Ağdaşan doğumlu. İlk okulu Kars, orta ve lise öğrenimini Ağrı'da yatılı okuyarak bitirdi. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik dalını 1.likle kazanarak yüksek öğrenimini sürdürdü. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dil ve Edebiyatı bölümüne geçti. Ödüller kazanan şiirleri, öyküleri, felsefi yazılarını, güzel besteleriyle süsledi.. Bakanlıklarda, bir çok birimlerde kamu görevlerinde bulundu. Döneminde ki hükümetlerinin baskıcı tutumlarından, memuriyetten istifa etti. Basın-yayın, kültürel, sanatsal, toplumsal çalışmalarda etkin oldu. Almanya'da Müzik ve edebiyat Doçenti olarak pek çok öğrenci, sanatçı yetiştirdi. Bir çok ülkede üniversitelerde konferanslar ve resitalle verdi, akademik araştırmalara konu oldu.
Yazıp-bestelediği-yönetmenliğini yaptığı yapıtları birçok sanatçılar tarafından da seslendirildi. İNSANLIK Albümü ile otantik ve çağdaş müzik sentezinde yeni ses ve renk katarak, Uluslar arası üne sahip değerli sanatçı ve yazar seçkin kadın Halk Ozanımız Aşık ŞAH TURNA üstatla kolektif
besteleri, özgün şiirleri ve seçkin yazıları geniş yankı buldu.
Müzik ve sinema gibi bir çok sanat dallarında başarılara imza atan ve 1. lik ödülleri ile süsleyen genç kuşak kültür Sanat elçileri Şafak ve Şirin Ağdaşan' ın sanatsal, kültürel ve eğitsel hocalarıdır. Yurt içi ve yurt dışında bir çok seçkin sanat, kültür ve toplumsal kurumlarda üye, kurucu ve yönetici olan Ozan ŞİAR sanat ve kültürel çalışmaların yanı sıra toplumsal aktivitelere öncülük edenlerden seçkin bir sanatçı, yazar ve mücadele duyarlılığı ile başta Almanya olmak üzere, çeşitli ülkelerde insan Hakları ihlallerine, ayrımcılığa, anti demokratik uygulamalara, savaşlara, işgallere karşın etkin mücadele platformlarına sanatsal ve siyasal olarak etkin katkılar sunarak duyarlı, memleket ve insanlık sorunlarına duyarlı mücadeleci misyonu ile pratikte somutlaşan aydın sanatçı yazar ve yönetmen kimliğine ulaşmıştır.
Ozan ŞİAR Ağdaşan
Bestekar Sanatçı, Yazar, Şair, Yönetmen, Eğitimci
Bestekar Sanatçı, Yazar, Şair, Yönetmen, Eğitimci
YIKILASIN MAHPUSHANE ! ...
Yıkılası mahpushane
Canan canım sende kaldı
Zulüm çekti nice hane
Özlem bende, bende kaldı!
Beklerim ki dost gelecek
Sevdamız özgür olacak
Seven seveni bulacak
İki Can bir tende kaldı!
Şiar sabrımız çatladı
Yıllar yılları katladı...
Özgür aşk mahkumu adı
Umut gelen günde kaldı! ..
Canan canım sende kaldı
Zulüm çekti nice hane
Özlem bende, bende kaldı!
Beklerim ki dost gelecek
Sevdamız özgür olacak
Seven seveni bulacak
İki Can bir tende kaldı!
Şiar sabrımız çatladı
Yıllar yılları katladı...
Özgür aşk mahkumu adı
Umut gelen günde kaldı! ..
6 Eylül 2022 Salı
Hacı Cırık
08/03/1942 tarihinde Maraş'ın Afşin kazası Berçenek köyünde Ozanımız Mahzuni Şerif 'inde doğmuş olduğu ve 'kara tandır' ın bulunduğu o büyük evde doğdu.
İlk okulu köyde ,Orta okulu Afşin'de ,Sanat Lisesini K.Maraş'da okudu . Maraş toprak su işleri, Maraş tekstil firması, Adana Yer altı devlet su işlerinde ve Antep çimento Firmasın da çalıştıktan sonra Almanya'ya yerleşti.
1971 Şubat'ın 16 'tısında Berlin'de ORENSTEİN & Koppel firmasında işe başladı.
1978 İşyeri işçi temsilcileri seçimlerine
İLERİCİ İŞÇİLER işyeri ve sendika temsilcisi adında ayrı liste çıkararak katıldı. 2002 yılı sonuna kadar İşyeri İşçi ve sendika Temsilci olarak görevine aralıksız devam etti. Bu gün adı ''Anadolu Alevileri'' olan derneğin ilk kurucu üyelerinden. Bu derneğin daha önceki adı ''Yurt Severler Birliği'' idi. Türkiyeli işçi derneğinde mücadele etti. AABF 1993 yılında kurucu üyesi, Berlin’den 4 delege ile katıldı. Emekçi sınıfının hak ve hukuksal mücadelesinde yer almış olmaktan her zaman için gurur duymuştur ve haz almıştır. Kitap okumayı, şiir yazmayı çok sever. Tiyatro ve sinemaya da mümkün olduğu kadar kaçırmaz. Panellerde dinleyiciliğin yanı sıra eleştirmenlik yapmayı da sever. Kendi halin de birazda saz çalar.
Tabiat'a olan büyük hayranlığı köyde doğup büyümüş olmasından ileri gelir. Karasaban'la çiftler sürdü, oraklar biçti. Bağ bahçe işinde, ağaçları aşılamaktan ve onların sağlıkları için uğraşmaktan da büyük bir zevk alır.
Yaşamın da her zaman emekten yana oldu, hep öyle kaldı. Yaşadığım sürece de yerim emeğin ve alın terinin yanı olacak diyor.
1971 Şubat'ın 16 'tısında Berlin'de ORENSTEİN & Koppel firmasında işe başladı.
1978 İşyeri işçi temsilcileri seçimlerine
İLERİCİ İŞÇİLER işyeri ve sendika temsilcisi adında ayrı liste çıkararak katıldı. 2002 yılı sonuna kadar İşyeri İşçi ve sendika Temsilci olarak görevine aralıksız devam etti. Bu gün adı ''Anadolu Alevileri'' olan derneğin ilk kurucu üyelerinden. Bu derneğin daha önceki adı ''Yurt Severler Birliği'' idi. Türkiyeli işçi derneğinde mücadele etti. AABF 1993 yılında kurucu üyesi, Berlin’den 4 delege ile katıldı. Emekçi sınıfının hak ve hukuksal mücadelesinde yer almış olmaktan her zaman için gurur duymuştur ve haz almıştır. Kitap okumayı, şiir yazmayı çok sever. Tiyatro ve sinemaya da mümkün olduğu kadar kaçırmaz. Panellerde dinleyiciliğin yanı sıra eleştirmenlik yapmayı da sever. Kendi halin de birazda saz çalar.
Tabiat'a olan büyük hayranlığı köyde doğup büyümüş olmasından ileri gelir. Karasaban'la çiftler sürdü, oraklar biçti. Bağ bahçe işinde, ağaçları aşılamaktan ve onların sağlıkları için uğraşmaktan da büyük bir zevk alır.
Yaşamın da her zaman emekten yana oldu, hep öyle kaldı. Yaşadığım sürece de yerim emeğin ve alın terinin yanı olacak diyor.
Komünist Ozan
Haykırmak isterim hakkım almaya
Duyan gelsin insanca düzen için
Ezilen emekçimiz olsun maya
Duyan gelsin insanca düzen için
Yeniden dünyayı kuralım baştan
Şikayet duyulmaz fakirden açtan
Gelin mücadele edelim içten
Duyan gelsin insanca düzen için
Kalmasın efendi, sömürü kökü
Yeter bitsin artık soygunun yükü
Yaratır gücümüz bilinmez yoku
Duyan gelsin insanca düzen için
Sahip olalım hakça bir düzene
Fırsat kalmasın bizleri ezene
Fezali,m ister emekçi kazana
Duyan gelsin insanca düzen için
Hüseyin Kara ( ozan Karani )
Ankara’da tanıdığım pek çok sanatçıdan biri de Hüseyin Kara... Halk Ozanları Kültür Derneğinde yıllardır birlikte olduğumuz ozan Karani’nin yaşamöyküsünü 1 Mayıs 2010 günü yine Ankara’da derledim ve yakın zamanda da güncelledim. Kendi kalemiyle de sunuyorum.
Hüseyin Kara (Karani)
Sivas, Kangal, Dışlık köyü doğumlu olup, babası Mehmet Ali, annesi Firdes’tir. İlkokulu köyünde ortaokul ve liseyi Ankara’da okudu. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra Samsun ve Kıbrıs’ta askeriliğini tamamladı. 1992 yılından itibaren Kültür Bakanlığının çeşitli birimlerinde memur olarak çalışmaya başladı, halen Ankara’da çalışıyor.
Çocukluk yaşlarından itibaren bağlama ve türküye ilgisinden dolayı köyünden Hasan Başer ve Rukiye Göktaş gibi âşıkların da etkisi ile kendi kendine bağlama çalmayı öğrendi, çalıp söylemeye başladı. Ankara’ya geldikten sonra Âşık Mahzuni başta olmak üzere birçok âşık ile tanıştı, fikir ve görüş alışverişinde bulundu. Âşık Mahzuni tarafından kendisine soyadından dolayı “Karani” mahlası verildi.
Diğer yandan hece ölçüsü ile şiir yazmaya başladı. Şiirlerinde çeşitli konulara yer verdi. Şiirlerinden bazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayınlandı, bazılarını besteleyerek çalıp söyledi, kasetlerine okudu. TRT radyo ve televizyonları başta olmak üzere çeşitli radyo ve televizyonlarda programlara, etkinliklere, festival ve şenliklere katıldı.
İki kaset yaptı, üçüncüsünün hazırlığı içinde…
Yaşamöyküsünü bir de kendi kaleminden okuyalım…
KENDİ KALEMİNDEN KARANİ
Sivas Kangal Dışlık köyü doğumluyum. İlköğrenimimi bu köyde, ortaöğrenimimi Ankara’da tamamladım. Ozanlık geleneğiyle tanışmam da doğmuş olduğum köyün folklorik yapısıyla ve dedem Hüseyin Apaydın’ın çok büyük etkisi vardır. Böylesi bir köyde türkülere gönül vermiş olanlar içerisinde benim de Hüseyin Kara olarak etkilenmemem mümkün değildi.
Elektriğin henüz olmadığı plaktan kasetçalara geçiş döneminde Âşık Mahzuni’nin plağını dinlediğimde, içimde türkülere karşı duyduğum sevgi ve ilgi biraz daha artmıştır. Daha sonra Ankara’ya gelmem, birçok ozanla tanışmam, bu alanda araştırmalar yapmam ozan derneklerine gidip gelmem ve üyesi olmam 1992’de Kültür ve turizm Bakanlığına bağlı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Müdürlüğüne işe girmem, geçen bu zaman zarfı içerisinde Âşık Mahzuni’yle tanışıp beğenisini kazanmak ve dost olmak benim için onur vericidir.
Âşık Mahzuni’yle her görüşmemde oldukça heyecanlanmışımdır. Heyecanımı yenmek için espri yapıp onu güldürdüğümde heyecanımı biraz dindirmiş oluyordum. Genelde sohbetlerimiz halk şairi ve ozanlık geleneğiyle ilgili olur, konu ile ilgili önerilerde ve telkinlerde bulunur, kendisi de etkilendiği ozanları anlatır, bense bir nevi feyiz alırdım. Âşıklık geleneğine daha fazla bağlanmama ve adapte olamam yardımcı olmuştur.
Önerilerinden biri de halk şairlerinin özelikle eski ozanların yani bin dokuz yüzlü yıllardan önce yaşamış ozanların birçoğunda şiirlerinin kime ait olduğunun karışmasıdır. Nedeni ise mahlası aynı isimde birden çok ozanın kullanması… Ve bana, “Hüseyni mahlası değil başka bir mahlas bulalım” diyordu. Çünkü "Hüseyni" adında bir hayli ozan vardı. “Karani”yi uygun bulmuştu. Bedenen ölümü beni derinden sarstı, kabullenmem ise zor olsa da Allah’tan rahmet diliyorum. Karani mahlasım ile ozanlık geleneği içinde insan sevgisini şiar edinerek de çalışmalarımı sürdürüyorum.
İstanbul'dan Ankara'ya atandım (2010) ve memurluğu, bu güzel yurdumda da yaşantımı sürdürüyorum.
Saygılarımla…
Süleyman Özerol
Malatya Söz gazetesinden alınmıştır
Ne gezinirsin be hey şaşkın sevda aleminde
Bilmezmisin ki bu şehrin aşk dükkanı benim
Her ne kadar Fuzuli aşkı tarif eylesede
Aşkın ceremesini omuzlayan yektani benim
Bir feda ile bir cefa ile inanmış oldum
Bu aşkın uğruna döne döne yananı benim
Ne garip aşığımdır ki o maşukun elinden
Lafla anlatılamaz ömürler yoranı benim
Bu aşkın uğruna döne döne yananı benim
Ne garip aşığımdır ki o maşukun elinden
Lafla anlatılamaz ömürler yoranı benim
Terminal büfesi gibi ömrüm daim açık ya
Gönüller binasının harabı viranı benim
Hayli zamanlar gezindim Hüseyni mahlasımla
Mahzuni den aldım bu ismi Karani benim.
Gönüller binasının harabı viranı benim
Hayli zamanlar gezindim Hüseyni mahlasımla
Mahzuni den aldım bu ismi Karani benim.
5 Eylül 2022 Pazartesi
Ahmet Dümrül
1948 yılında Pazarcık’ın Küçük Üngüt köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu.
Şiire ve halk edebiyatına duyduğu ilgiyle yaklaşık 13 yaşlarında şiir yazmaya başladı. Özellikle eline geçen Nesimi, Pir Sultan, Şeyh Bedrettin, Köroğlu, Karac’oğlan, Hallacı Mansur, Yunus gibi ozanlara ait kitapları okuyarak kendini geliştirdi.
Askere gidinceye dek köyünde yaşayan Dümrül, askerlik dönüşü önce Antep’te, daha sonra İskenderun’da çalıştı. 1972’in ilk aylarında Almanya’ya gitti. Sonraki yaşamında hem Türkiye’ye hem yaşadığı yerlere ilişkin düşüncelerini dile getirdi.
Ahmet Dümrül’ün şiirleri birçok gazete, dergi ve araştırmada yayınlandı, değişik sanatçılar tarafından bestelenerek seslendirildi.
Şiirlerinin bir bölümünü »Ben Türkümü Söylerim«, (1999), »Dilimdeki Türkü«, (2000), »Ateşi Yüreğimdeki Türkü«, (2001), »Ayrılık Derin Yazılır«, (2002), »Ateşim Ol«, (2003) ve »Güzel İnsan«, (2007) adlı kitaplarda topladı.
Edilmiş
Fakir bir milletin yoksul insanı
Doğmadan kaderi pazar edilmiş
Varlığı tanımaz yokluk kemirir
Sanki yaşaması nazar edilmiş
Savaşlar yapılmış kanlar dökülmüş
Saltanat sarsılmış düzen yıkılmış
İnsan öldürülmüş insan yakılmış
Rüzgarlarla külü tozar edilmiş
Kimi ekmek bulmaz eli dardadır
Kimisinde edep erkan nerdedir
Kimi nere gitse cennet ordadır
Kimisine dünya mezar edilmiş
Fakir bir milletin yoksul insanı
Doğmadan kaderi pazar edilmiş
Varlığı tanımaz yokluk kemirir
Sanki yaşaması nazar edilmiş
Savaşlar yapılmış kanlar dökülmüş
Saltanat sarsılmış düzen yıkılmış
İnsan öldürülmüş insan yakılmış
Rüzgarlarla külü tozar edilmiş
Kimi ekmek bulmaz eli dardadır
Kimisinde edep erkan nerdedir
Kimi nere gitse cennet ordadır
Kimisine dünya mezar edilmiş
Ahmet Dümrül bilir makine nedir
Elimi kolumu kapsa kanatır
Bazen aranıyor kıl kara çadır
Nice hor görülmüş azar edilmiş
Ozan Can Yoksul
1948 yılında Çorum’un Tolamehmet köyünde doğdu. Asıl adı Selahattin Koçak’tır.
Şiire ilgisi ilkokul yıllarında başladı. Yöresinde dinlediği ve zamanla şiirlerini öğrendiği aşıklardan etkilenerek şiir yazmaya yöneldi.
İlkokuldan başlamak üzere tüm okul yaşamı değişik yerlerde geçti. 1968 yılından sonra yaklaşık 10 yıl Çorum’un değişik köylerinde öğretmenlik yapan Can Yoksul, bu dönemde birçok aşığa ilişkin araştırmalara yöneldi.
Sonraki yıllarda öğretmenlikten ayrılarak Çorum çevresinde kalkınma kooperatiflerinde değişik görevlerde çalıştı. Bu görevleri sırasında Köy-Koop’un yayın organı olan »Tohum«, daha sonra »Allıturnam« adlı dergileri çıkaran Can Yoksul, Avrupa’nın birçok yerinde değişik konferans ve toplantılara katıldı.
Son yıllarda bir yöresel gazetede köşe yazarı olarak çalışan Can Yoksul’un değişik ülkelerde yayımlanan Teslim Abdal’dan Deli Boran’a dek birçok halk ozanına ilişkin araştırması ve »Bozkırın Çocuğu« (1970), »Deli« (1974), »Gündönümü« (1980), »Seni Unutur muyum Seni« (1983), »Panzerler, Postallar, Darağaçları« (1983) ve »İnsanlığın Türküleri« (1990) adlı kitapları bulunmaktadır.Üstünde
Derdin elinkinden yüce belleme
Nice dert olur ki derdin üstünde
Eli cahil kendin hoca belleme
Nice fert olur ki ferdin üstünde
Yara olur sızlar irin akarak
Yara olur iyileşir kokarak
Say parmaklarını bir bir bakarak
Üç değil beş olur dördün üstünde
Derdi olan elbet derman çağırır
Kimi sinesinde öfke yoğurur
Bu dünya durmadan korkak doğurur
Korkaklar yer tutmuş merdin üstünde
Can Yoksul’um olmaz yamaya yama
Sokulmuş böğrüne bir paslı kama
İki köy birleşip bir olur ama
Yurt olmaz elbette yurdun üstünde
Derdin elinkinden yüce belleme
Nice dert olur ki derdin üstünde
Eli cahil kendin hoca belleme
Nice fert olur ki ferdin üstünde
Yara olur sızlar irin akarak
Yara olur iyileşir kokarak
Say parmaklarını bir bir bakarak
Üç değil beş olur dördün üstünde
Derdi olan elbet derman çağırır
Kimi sinesinde öfke yoğurur
Bu dünya durmadan korkak doğurur
Korkaklar yer tutmuş merdin üstünde
Can Yoksul’um olmaz yamaya yama
Sokulmuş böğrüne bir paslı kama
İki köy birleşip bir olur ama
Yurt olmaz elbette yurdun üstünde
Şerafettin Muş
Şerafettin Muş, Ozan dostum ve sevgili yoldaşım 1950 yılında Yozgat ili, Sarıkaya ilçesinin Bebek köyünde doğmuştur. Yoksul bir ailenin en küçük çocuğudur. Köyünde hem ilkokula devam eder hem de kuran kursuna gider, yaz tatillerinde de çobanlık yapar. Kitap almaya imkanı olmadığından kese kağıtlarındaki gazeteleri okuyarak, hem okumasını hem de bilgi dağarcığını geliştirmeye çalıştı. Sevgili ozanımız askere gidene kadar çeşitli işlerde çalıştı. Türkiye de ki yaşam koşularından en ağır şekilde etkilendi. Çünkü yaşam, ya da yaşama tutunma çok zordu. Oda bu zorluklara katlanma pahasına yaşamı sevdi ve sevdirdi. Hayat mücadelesi zorluklar içinde geçti, Ve bir gün oldu yolu İstanbul’a düştü. Hem de sınıf hareketinin en güçlü olduğu yıllarda, sınıfın partisinin en güçlü zamanında, öğrenci hareketinin en yoğun olduğu dönemde ekmek parası için İstanbul da idi. Yani ,o da bu düzenin çarkında sömürülen bir emekçi idi, işçi sınıfının bir neferi idi.
BU SİMGELER ANILIR
Geleceğin özlemiyle yürüdük
Bayrak gibi gençler darda sallanır
Karanlığı aydınlatan mum idik
Tarih geçse bu simgeler anılır
Kötü niyet cehaletin yoludur
Kan davası intikamı doludur
Karanlık yılların karakoludur
Darağacında üç fidanım bulunur
Bu katiller aramız da yaşıyor
Eli titremeyen küstahlaşıyor
Deniz yusuf inan bayraklaşıyor
Hukukun üstün de vijdan bulunur
Yanıtlar aradık tüm sorumuza
Sorumluluk yüklemiştik omuza
Türkülerle bir yol olduk sonsuza
Dost şeref im sorular da bulunur
Şerafettin Muş
Türkiye de hayat şartları ve devamında yaşam koşulları her zaman zor olduğu gibi 1970' li yıllarda daha zordu, iş koşulları çok ağırdı, hele sınıftan yana ya da sınıfın içinde isen yaşamanda zordu. Bu zorluklara bir süre katlanan ozan dostum, askerlik görevinden sonra 1974 de turist olarak Hollanda’ya çalışmaya gitti… Değerli ozanımız sınıfa ve sınıf hareketine daha yakın olduğu için Hollanda da kendine yakın sınıfsal faaliyetlerle tanışmayı, onlarla görüşmelerini ihmal etmedi. Ve bu arada sınıfı ve sınıf hareketini, sınıfsal çelişkiyi de iyice kavramış oldu. Hatta bu bilinç ile o dönemde Hollanda da yeni kurulan Hollanda Türkiyeli işçiler birliğiyle kontak kurdu. Bir süre burada sosyal faaliyetler içerisinde bulundu, çok şeyler öğrendi. Kendi bulunduğu Denhaag şehrinde böyle bir derneğin yokluğunu hissettiğinde HTİB (Hollanda Türkiyeli işçiler birliği ) şubesinin kurulmasında öncülük edip işlemleri başlattı ve bu konuda sorumluluk üstlendi. Bu süre içerisinde de partiyle tanıştı. Zaman içerisinde ozanımız ile kontak kurdular ve şartlar olgunlaştığında üye yaptılar. Değişen dünya şartlarının getirdiği koşullara uygun olarak parti likidasyona uğrayana kadar parti üyesi olma onurunu yaşadı. O güne kadarda partiye kim ne kadar emek verdiyse ozanımızda o kadar emek verdi. Ne bir eksik ne bir fazla.
Sevgili Ozanımız, Hollanda’ya gitmeden, gençlik yıllarında halk şairlerimizin kitaplarını okuyarak ve halk ozanlarımızın plaklarını dinleyerek yetişti. Gün geldi onlardan etkilendi şiirler yazmaya başladı. Bu dönemde yazdıkları şiirler ona bir şey vermiyordu konusu itibarı ile o nedenle de o yazdıkları şiirleri bir defterde toplamadı. Ne zaman sınıfın partisi ile buluştu yazdıkları ozanımızı tatmin etmeye başladı. Bir defterde toplamak istedi.
Parti ile buluşup üye olduktan sonra kendini iyice geliştirdi. Bu gelişmeler doğrultusunda HTİB (Hollanda Türkiyeli işçiler birliği ) içindeki olumsuz gelişmelerden de rahatsız olmaya başlamıştı. Orada daha fazla durmasının anlamı yoktu.1997 de bu birlikten ayrıldı ve kendini tamamen şiirlerine verdi. Hollanda da geçen zaman içinde siyasi olarak da dağarcığına çok şeyler ekleyen ozanımız, şiirlerinin konusunda da bir hayli yol almıştı. En başta kendini ozan sanan çoğu insanlar gibi suya sabuna dokunmam azlık yapmayacak, zalimin ve zulmün üstüne dizeleri ile gidecekti. Güle, bülbüle yazılan şiirle gönlünü eğlendirmeyecek, içinden yetişip çıktığı halkın sorunlarını yazacak, her zaman onun yanında olacaktı. Siyasi bilinci onu öğretmişti ona. Güçlünün değil zayıfın yanında, ezenin değil ezilenin safında olacaktı..
Ozanımız Şeref Muş dediğini yaptı, dizelerinde hep çile çeken halkını işledi. Onların acılarına, kederlerine, sevinçlerine tercüman oldu. Bunları yaparken de dogma fikirlerden yana değil bilimden ve bilimsel olanlardan yola çıktı şiirlerine konu edindi, ediniyor da. Kendisine bundan sonraki yaşamında da şiir dolu günler dileğiyle, İyi ki varsın sevgili ozan. Bu halkın senin gibi ozanlara ihtiyacı var. Kalemine ve yüreğine sağlık.
Komünist ozan
Kul SEFİLİ
Parti ile buluşup üye olduktan sonra kendini iyice geliştirdi. Bu gelişmeler doğrultusunda HTİB (Hollanda Türkiyeli işçiler birliği ) içindeki olumsuz gelişmelerden de rahatsız olmaya başlamıştı. Orada daha fazla durmasının anlamı yoktu.1997 de bu birlikten ayrıldı ve kendini tamamen şiirlerine verdi. Hollanda da geçen zaman içinde siyasi olarak da dağarcığına çok şeyler ekleyen ozanımız, şiirlerinin konusunda da bir hayli yol almıştı. En başta kendini ozan sanan çoğu insanlar gibi suya sabuna dokunmam azlık yapmayacak, zalimin ve zulmün üstüne dizeleri ile gidecekti. Güle, bülbüle yazılan şiirle gönlünü eğlendirmeyecek, içinden yetişip çıktığı halkın sorunlarını yazacak, her zaman onun yanında olacaktı. Siyasi bilinci onu öğretmişti ona. Güçlünün değil zayıfın yanında, ezenin değil ezilenin safında olacaktı..
Ozanımız Şeref Muş dediğini yaptı, dizelerinde hep çile çeken halkını işledi. Onların acılarına, kederlerine, sevinçlerine tercüman oldu. Bunları yaparken de dogma fikirlerden yana değil bilimden ve bilimsel olanlardan yola çıktı şiirlerine konu edindi, ediniyor da. Kendisine bundan sonraki yaşamında da şiir dolu günler dileğiyle, İyi ki varsın sevgili ozan. Bu halkın senin gibi ozanlara ihtiyacı var. Kalemine ve yüreğine sağlık.
Komünist ozan
Kul SEFİLİ
BU SİMGELER ANILIR
Geleceğin özlemiyle yürüdük
Bayrak gibi gençler darda sallanır
Karanlığı aydınlatan mum idik
Tarih geçse bu simgeler anılır
Kötü niyet cehaletin yoludur
Kan davası intikamı doludur
Karanlık yılların karakoludur
Darağacında üç fidanım bulunur
Bu katiller aramız da yaşıyor
Eli titremeyen küstahlaşıyor
Deniz yusuf inan bayraklaşıyor
Hukukun üstün de vijdan bulunur
Yanıtlar aradık tüm sorumuza
Sorumluluk yüklemiştik omuza
Türkülerle bir yol olduk sonsuza
Dost şeref im sorular da bulunur
Şerafettin Muş
Ozan Naçari Baba
01.01.1947 yılında Çorum ili, Alaca İlçesi, Çikhasan Köyünde dünyaya gelen Ali ÇETİN, Henüz çocukluk yıllarında köylerine gelen aşıkları dinleyerek kendisinde büyük bir hayranlık uyanır ve alır sazı eline kendi kendine çalmaya başlar. 1963 yılında gönlü bir güzele vurulur. Sevdiğini alamayan Ozan atar sazı omzuna çıkar diyarı gurbete. Ankara’yı mesken tutar. Gündüzleri inşaatlarda çalışır, geceleri ise Saman pazarındaki Aşıklar Kahvesi’ne takılır. Aşıklar ve Ozanlarla tanışır. Gönül Muhabbeti esnasında K. Maraşlı Aşık Kul Ahmet’ten etkilenen Ozan, “NAÇARİ” mahlasını da kendisinden alır. Yazılarıyla her zaman mazlumdan yana olduğu için, Ankara, Çorum, Sinop, Amasya ve Alaşehir cezaevlerinde yatar.
Türkiye genelinde faaliyet gösteren 19 Kültürel Derneğe üye olan Ozan, 97 Antolojide şiirleri yayımlanmış, 100’ü aşkın Gazete ve Dergilerde şiirleri yayımlanarak Etkinlik, Şölen, Seminer ve Konser gibi Kültürel faaliyetlere katılmıştır. 1997 de Anadolu Halk Ozanları Derneği’ni kurup bir dönem Başkanlığını yapan Ozan, Ozanlar Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği de yapmıştır.Zalimin zulmüne karşı daima direnen Ozan, Hümanist düşüncesiyle tüm insanları bir nazarda görür, gördüğüyle kalmayıp ruhani güzellikleriyle de ele alır. Onları eğitmeye çalışır. Ozan’ın kendi değimiyle “Tüm Dünya İnsanlarına Atomsuz, Füzesiz, Savaşsız, bir Dünya temenni ederim.” Der
Ozan Naçari BABA'nın bugüne kadar yayınlanmış eserleri
1.Anadolu kültürü ve ozanlarımız..01.07.1995
2.Anadolu’yu gezen ozanlar..01.08.1997
3.Anadolu’nun çileli ozanı ..01.12.1997
4.Anadolu’yu gezen ozanlar 2.baskı ..01.12.1999
5.Ozanlardan bir demet.. 01.01.2000
6.Duygu rehberi ozanlar antolojisi..01.06.2002
7.Şah Plaktan Kaset,Sen Dur Sazım 2002
8.Anadolu’ya soluk verenler
Hazırlayan Prof. Dr. Sami SARIKAYA KONYA 2004
9.Anadolu’yu gezen ozanlar 3.
ÇALIŞANLARDNIZ
Dinleyin dostlarım herdem yazarım,
Biz emekçi ile barışanlarız,
Kokuşmuş düzene daim kızarım,
Hakkımız yiyenle vuruşanlarız.
Sosyal güvencesiz hem çalışırız,
Hayatta haksızla çok dalaşırız,
Amerika ile hep yarışırız,
Bizler Avrupa da yarışanlarız.
Bizler ne gazino ne de bardayız,
Kahve köşesinde her an zordayız,
Vurguncu bal kaymak yerken dardayız,
Yıllarca yokluğa alışanlarız.
Düzanbaz elinde çok çektik çile,
Haykırır aslanlar hiç yoktur hile,
Alın terimizi dem sile, sile,
Narkımız verenle sarışanlarız,
Sömürü düzene karşı çıkarız,
Azmimizle nice kale yıkarız,
Karşı koyanlara yumruk sıkarız,
Halkımız içinde çalışanlarız.
Dağları yararız maden ararız,
Yıllardır çalışır kime yararız,
Gün gelir beylerden hesap sorarız,
Onlar ile daim dalaşanlarız.
Naçari’yim her gün bomboş gezerim,
Sahte patronlarda soygun sezerim
Soyguncu zalimin başın ezerim
Hep halktan yanı da konuşanlarız
Biz emekçi ile barışanlarız,
Kokuşmuş düzene daim kızarım,
Hakkımız yiyenle vuruşanlarız.
Sosyal güvencesiz hem çalışırız,
Hayatta haksızla çok dalaşırız,
Amerika ile hep yarışırız,
Bizler Avrupa da yarışanlarız.
Bizler ne gazino ne de bardayız,
Kahve köşesinde her an zordayız,
Vurguncu bal kaymak yerken dardayız,
Yıllarca yokluğa alışanlarız.
Düzanbaz elinde çok çektik çile,
Haykırır aslanlar hiç yoktur hile,
Alın terimizi dem sile, sile,
Narkımız verenle sarışanlarız,
Sömürü düzene karşı çıkarız,
Azmimizle nice kale yıkarız,
Karşı koyanlara yumruk sıkarız,
Halkımız içinde çalışanlarız.
Dağları yararız maden ararız,
Yıllardır çalışır kime yararız,
Gün gelir beylerden hesap sorarız,
Onlar ile daim dalaşanlarız.
Naçari’yim her gün bomboş gezerim,
Sahte patronlarda soygun sezerim
Soyguncu zalimin başın ezerim
Hep halktan yanı da konuşanlarız
CENNET Mİ ARIYORSUN
CENNET Mİ ARIYORSUN
Gün doğduğu yerden batmıyor ki
Neyin hasreti bu bizdeki
Kırlarda rengârenk açarken çiçekler
Ömür biter mi hiç bu güzellikler içinde
Güzellikleri ile bizi bekleyen doğanın koynunda
Cennet mi arıyorsun
İşte Cennet
Çiğdem’i ayrı karşılar Nergis’i ayrı
Böyledir Toprak Ana
Verimi bol
Her türlü yaşamı kucaklar sarmalar
Doyamazsın Toprak anaya
Bağrını açtığında
Öyle verimlidir ki
Her bir yerinden bin bir can fışkırır
Gün doğduğu yerden batmasa da
Toprak Ana
Onu kendine çekip sarıp sarmalar
Güneşin ateşi kendini yaksa da
Yağmur başka eser
Rüzgâr ayrı yağar toprak anaya
Serinler Toprak Ana’nın bağrı
Açar Çiğdem çiçek
Toprak ananın bağrını yırtarak
Gün doğduğu yerden batmasa da
Gün doğar ve batar
Yemyeşil doğanın koynunda
Nefesim kesilse de
Kalbim yine de atar.
Dursunoğlu
Ali komünist Ozan
05
09 2022 Aktoprak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Gönüllü Coşkun
24 Nisan 1955 tarihinde Yozgat'ın Bayatören köyünde doğdu. Asıl adı Coşkun Gönüllü'dür. İlkokulu köyünde, ortaöğrenimini Yozgat...
-
Pirsultan Köroğlu Hüseyin Kaçıra n Ozan İlim Ozan Mihneti Ozan İhsani Baba Ozan Hüseyin Çırakman Ozan Nesimi Çimen Ozan Kul Hasan Ozan M...
-
AŞIK İHSANİYİ TANIYALIM Aşık İhsanı 1930 yılında Diyarbakır da doğdu. İki yaşında babası Filit'i yitirdi. Anası onu sıkıntılar içi...
-
Çorum'un Sungurlu ilçesinin Beylice Köyü’nde 1964'te doğdum. Yoksul bir ailenin üçüncü ve son çocuğuyum. İlkokulu köyümde bitirdim,...













